Tüm benliğime hakim sevdam! Ağlıyor bir dağın eteğinde, Şimdilerde.. Sürgüne verdim istemesem de, Düşüncelerimin ağırlığı katilim oluyor, Eziliyorum.. Sebebim olan yaşantılarsa, Elini kolunu sallaya sallaya Hakim oluyor dünyama, Eksik bir yanım öylesine, Yarım bir şey var; İçimde bir yerlerde, Boş yolları arşınlıyorum Her gün.. Kaç bin kez geziyorum aynı sokakları Bilmiyorum.. Sokak aralarına emanet bırakıyorum Sevdamı.. Nasır bağlamış ayaklarıma teslim ediyorum Rotamı.. Çünkü bilmiyorum artık nereye gideceğimi, Adresi çoktan silinmiş bir sevdayı arıyorum Sanki.. Son durağım neresi? Bitmeyecek bu hüzün farkındayım. Sadece.. Ölü bir denizde boğmaya çalışmak Benim kisi…
Kuran-i Kerim'de Yahudi ve Hiristiyanlarin bâtil iddialarina çok veciz ve susturucu cevaplar vardir. iste bunlardan bazilari: Yahudiler cennetin kendilerine has oldugunu iddia ediyorlar. Kur'ân onlara söyle cevap veriyor: " De ki: Ahiret yurdu diger insanlara ait olmayip Allah tarafindan size has kilinmis ise, ölümü isteyiniz. Fakat onlar ellerinin yaptiklarindan dolayi (yani günâhlari sebebiyle) ölümü asla istemeyeceklerdir. Allah zâlimleri bilendir." (Bakara, 94-95) Gerçekten de peygamber katili olan bu hain millet, bütün milletler içerisinde hayat sevgisi ve ölüm korkusuyla en meshur olanidir. Yahudi ve Hristiyanlar kendilerini Allah'in seçkin kullari olarak görürler. Kur'ân onlarin bu bâtil iddialarini söyle cevaplandiriyor: " De ki: O halde günâhlarinizdan dolayi Allah size niye azap ediyor?" (Mâide, 18) Yahudi ve Hiristiyanlar "Hz. Ibrahim bizdendi'' iddiasindalar. Kur'ân onlari söyle susturuyor: "Ey ehl-i kitab! ibrahim hakkinda niçin çekisiyorsunuz? Halbuki hem Tevrat, hem Incil ondan sonra indi. Aklinizi kullanmiyor musu- nuz?" (Âli imrân, 65). Hiristiyanlar, Hz. Isa'nin babasiz dünyaya gönderilmesini yanlis degerlendirmisler. O'nu ve annesi Meryem'i ilâh kabul etmislerdir. Kur'ân ise meseleyi su sekilde açikliga kavusturuyor: "Allah katinda Isa'nin hali Âdemin hâli gibidir. A1Iah O'nu (Âdem'i) topraktan yaratti. Sonra "OL" dedi ve olu verdi." (Âli imrân 59). Yâni, Hz. Isa'nin babasiz dünyaya gelmesini anlamak aklin almayacagi birsey degildir. Allah diledigi gibi yaratir. Nitekim ilk insan olan Hz. Âdem'i hem babasiz, hem de annesiz bir sekilde topraktan yaratmis, sonra da "OL" emriyle O'na ruh üflemistir. Annesiz - babasiz yaratilan Hz. Âdem'in ilâh olmasi gerekmedigi gibi, babasiz yaratilan Hz. Isa'nin da iIâh olmasi gerekmez. Hz. Isa'nin daha dünyaya yeni geldigi sirada bir mucize olarak konusmasi ve ilk cümle olarak "Muhakkak ki ben Allah'in (C.C.) kuluyum" demesi de çok mânidardir. (Meryem, 30) Yâni Hz. Isa ileride kendine ilâh diyecek olan Hiristiyanlari, söyledigi ilk sözlerle reddetmektedir. Evet O hâsâ ibnullah degil Abdullahtir. Yâni, Allah'in oglu degil, Allah'in kuludur. Kiyâmet günü peygamberleri huzuruna toplandiginda, Allah sorar "Ey Meryemoglu Isâ! Insanlara 'Beni ve annemi Allah'tan baska ilâhlar edinin' diyen sen misin?" Isâ der ki: "Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Hak olmayan birseyi ben söyleyemem. Eger söylemissem Sen zâten onu bilirsin. Sen benim gönlümde olani bilirsin: ben ise Senin aciklamadigin seyi bilemem. Muhakkak ki görünmeyenleri ve gizli olan seyleri hakkiyla bilen ancak Sensin. (Maíde- l16)
Bakara Suresi(165) İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp da ona ortak koşanlar vardır. Onları, Allah'ı severcesine severler. Mü'minlerin Allah'a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah'ın olduğunu ve Allah'ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi.
Bakara Suresi(177) İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.
Maide Suresi(18) (Bir de) yahudiler ve hıristiyanlar, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgili kullarıyız" dediler. De ki: "Öyleyse (Allah) size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de onun yarattıklarından bir beşersiniz." (Allah) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş de ancak onadır.
Meryem Suresi(96) İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır. Rum Suresi(21) Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır. Mümtehine Suresi(1) Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allah'a inandınız diye Resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa mutlaka doğru yoldan sapmıştır.
Mümtehine Suresi(7) Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi (ve yakınlık) koyar. Allah hakkıyla gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Adiyat Suresi(8) Hiç şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle çok katıdır. ALLAH A EMANET OL SELAM VE DUA ILE
İnsanlığımızı arıyoruz bebek, Filistin’de bir kez daha kaybettiğimiz insanlığımızı HaLa Küçük ßir Kız Çocuğuyum HaLa Yüksék Sésé KırıLır , KoLumu Sértçé Tutarsan AğLarım ßana PahaLı ŞéyLér ALma ELma Şékériné ßayıLırım Né OLur Tut ELLérimi,YaLnızLıktan Korkarım Çok Canım Acıyor SöyLé Géçér Mi? Né Kadar ßüyüméLiyim ? Uyusam ßitér Mi? ßu GözyaşLarı ßaLıkLara Yétér Mi? Küçük Dünyam ßu Sarsıntıya Dirénir Mi?
Derin bir uykunun sonunda vuslatını beklerken gün, kış sağanağını etrafımıza serpiştirdi. Seninde etrafında sevgi tomurcukları patlasın ve her daim sevgi dolu günleri sevdaseli yoğunluğunda yaşayasın. Sevdaseli sağanağında sırılsıklam olman temennisiyle mutlu günler.
Kasas Suresi 50 Bunun üzerine sana cevap veremezlerse bil ki, onlar sadece iğreti arzularına uyuyorlar. Allah'tan bir kılavuzluk olmaksızın, kendi arzularına uyandan daha sapık kim vardır! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
AYETLER İLİM SAHİPLERİ İÇİN AÇIKTIR ZALİMLER ONU ÖRTER GİZLER Ankebut Suresi 49 Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin göğüsleri içinde ayan-beyan ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi, zalimlerden başka kimse inkâr/ÖRTMEZ/ etmez.
GERÇEGİ KABUL ETMEZLER(YALANLARLAR)
Ankebut Suresi 68 Yalan düzüp Allah'a iftira eden, yahut kendisine geldiği zaman hakkı yalanlayan kişiden daha zalim kim vardır? Cehennemde değil midir kâfirlerin barınağı?
AYETLERDEN YÜZ ÇEVİRİRLER Secde Suresi 22 Rabbinin ayetleri kendilerine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim vardır? Suçlulardan mutlaka intikam alacağız biz!
BARİŞTA VE İYİ İŞLERDE OLMADILAR Fatır Suresi 37 Feryat edip dururlar orada: "Rabbimiz, çıkar bizi de önceden yaptığımızdan başka şey yapalım. Barışa ve hayra yönelik iyi bir iş yapalım." Sizi biz, öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi? Uyarıcı da geldi size. Hadi, tadın bakalım azabı! zalimler için hiçbir yardımcı yok artık. Şura Suresi 22 Kazandıkları, tepelerine inerken o zalimlerin korkudan titrediklerini göreceksin. İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlarsa cennetlerin bahçelerindedir. Rableri katında kendileri için, diledikleri herşey vardır. İşte budur o büyük lütuf ZALİMLERİN SONU
Kehf Suresi 29 Ve de ki: "Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin." Biz, zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki, çadırı/duvarı/dumanı onları çepeçevre kuşatmıştır. Eğer yardım dileseler, erimiş maden gibi yüzleri pişiren bir su ile yardımlarına koşulur. O ne kötü içecek, o ne kötü sığınak/dayanak!
ALLAH ZALİMLERE ZAMAN TANIYOR
İbrahim Suresi 42 Sakın, Allah'ı, zalimlerin yapmakta olduğundan habersiz sanma. O, onları, gözlerin korkudan donup kalacağı bir güne erteliyor, hepsi bu. SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL
Konuyu daha net anlamak için sıkça verdiğimiz bir misalle bakalım bayram anlayışımıza isterseniz.
Efendim, maneviyat büyüklerinden biri yatsı namazından sonra caminin avlusuna çıkıp herkese elini uzatarak, "Bayramım mübarek olsun!" diye tokalaşıyormuş. Kendisini ikaz etmek istemişler:
- Efendi demişler, bayrama daha çok var, bekle de, bayram gelince bayramlaş! "- Hayır, demiş büyük zat. Benim bayramım bugün. Çünkü demiş, bugün ben günah işlemedim. Günah işlemediğim gün benim bayram günümdür!"
İşte size gerçek manada bir bayram anlayışı. Bundan dolayıdır ki, bilhassa bayram günlerinde günaha maruz kalmamaya özel bir dikkat gösterilir. Çünkü günah işlenen gün bayram olmaktan çıkar, günahlı gün haline gelir. Sakın "Bayram günü de günah işlenir mi?" demeyesiniz. Asıl günahlar bayram günlerinde işlenir. Hem de bunlara bayram günahları adı verilir. Nasıl mı işlenir bayram günahları? Arz edeyim bayram günahları nasıl işlenir, bayramı bayram olmaktan nasıl çıkarır?
-Böylesine özel ve güzel günde çocukları sevindirmezseniz, akraba ve komşuları ziyaret edip bayramlaşarak kalb ve gönüllerini kazanmazsanız, imkanlarınızdan ihtiyaç içinde inleyenlere ulaştırmazsanız, özellikle kestiğimiz kurbanlarımızdaki komşu hisselerini mutlaka ayırıp da bir an evvel onlara yetiştirmeye gayret göstermezseniz... bunca ihmal ve ilgisizlikleriniz bayram günahı olarak yetip de artar bile size. Halbuki bizler çevremize ulaştırdığımız kurban hisseleriyle bayramın özellik ve güzelliğini hep birlikte paylaşacak, ikramımızdan mahrum tek ihtiyaç sahibi komşu bırakmayacaktık.. Denebilir ki:
- Kestiğimiz kurbanın eti budu nedir ki, bize de bir buttan başkası kalmıyor zaten!.
Eğer öyle ise tebrik ederiz sizi, bir buttan başkası da kalmamalıdır zaten. Nitekim bir bayram günü Efendimiz (sas) Aişe validemize soruyor: - Kurbanın etini dağıttınız mı?
"- Hem de öylesine dağıttık ki, bize bir buttan başkası kalmadı!" cevabını alınca çok memnun oluyor da diyor ki:
- Desene ey Aişe, bir buttan başka hepsi de bize kaldı!. Çünkü bizimle gidecek olan ellerimizle dağıttıklarımızdır. Ne kadarını konu komşuya dağıtmışsak o kadarı bize kalmış demektir. Bizimle o dağıttıklarımız gidecektir.
Onun için atasözü haline getirmişiz yardım anlayışımızı da demişiz ki:
- Ne verirsen elinle, o gider seninle! Demek ki elinle komşuya verdiğin kurban eti seninle gider ahirete. Vermediğin elbette gitmez seninle.
Bu itibarla kurbanda ilk işimiz, komşularımızın hisselerini ayırıp hemen göndermek olmalı, onlardan önce et yemeyi de pek uygun bulmamalı, onlarla birlikte yemeyi tercih etmeliyiz. İsterseniz bir de bunun eşsiz örneğini görelim Efendimiz'in muhteşem uygulamasından. Bir bayram sabahı hazırlanmış olan kurban etinden Efendimiz'in önüne erkenden getirip buyur ederler. Tereddütle bakar sofradaki ete. Sonra şöyle sorar:
" - Komşularımız da şu anda et yemeye başladılar mı?"
"- Hayır, derler. Önce sizin için hazırladık. Herkesten önce siz tadasınız, sonra onlara sıra gelsin, diye düşündük!." Der ki:
"- Komşularının yemediğini yiyen, giymediğini giyenlerden olmak istemem. Onların boğazından geçmeyen et bizim de boğazımızdan geçmez!. Götürün bu eti, onların bacalarından et pişirdiklerini gösteren dumanların yükseldiği sırada getirin benim önüme!."
Evet, İslam bizi konu komşu ile böylesine ortak yaşatır. Onların boğazından geçmeyen et bizim de boğazımızdan geçmez aslında. Komşularımızın mahrumiyetini düşünmeden, hisselerini göndermeden tek başımıza yaşayacağımız bayram, bize bayram günahları olarak yetip de artar bile.
İbretle okuduğunuz bu örneklerden sonra yazımızın başındaki soruyu bir daha sorabilir miyiz? Sorabilirsin, diyorsanız buyurun başlığı birlikte bir daha okuyalım:
Yüreğimde yeşerdi yeşildi sevgiler Kara gecelerin gamlarına yenildiler Yalnızlık yalın şimdi sevgiler zorda Açtı hüzün çiçekleri, solmaz bilirler.
Bir ömür geçiyor nice istasyonlardan Zaman kement attı dörtnala koşuyor Yalnızlık akşamlarına karıştı sırlar Açtı hüzün çiçekleri, solmaz bilirler.
Yıldızlar tanelerce çiçekti birden soldu Siyahî tarlasında hepsi birden yok oldu Seyretmek güzeldi, dolunaydı akşamlar Açtı hüzün çiçekleri solmaz bilirler.
Cahil kalmayin;cahil olan hic bir sey
bilmez,bilgisizlik de insanin sonu
olur.Nasil ki
araba kullanmasini bilmeyen arabayi devirirse
ayni sekilde
dini bilmeyenler de ibadetlerinde
cesitli sıkıntilara ducar olurlar.
Gavs Abdülhakim Bilvanisi (k s )
"Siz niyetinizi Allah için
güzel yapın.Her işiniz güzel olur...Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter..."
Gavs-ı Sani (k.s)
ÖLMEYİ İSTEMEDİĞİN DURUMDA VE HALDE OLMA.
ŞAH-I NAKŞİBEND
insanlarahizmet
ve iyilik etmek isteyen kimse kendi nefsini ıslah etsin yeter nefsini ıslah
etmeyen kimse insanlara gercek faydayı veremez Sadatlar nefislerini ıslah edip
istikamet üzere gittiklerinden insanların hidayetine ve ebedi saadetine vesile
olmaktadırlar
Gavs-ı Sani (k.s)
çok büyük bir kıyamet gününün, en
dehşetli, en zahmetli, en tehlikeli zamanındayız, çalışmak şarttır, gündüz gece
çalışacağız sonra çalışmayı Allahu teala çok sever, Sadatlarda çok sever onun
için dünya değilde ahiret için çalışacağız...
Gavs-ı Sani (k.s)
TAKVA VAR İSE FETVA YA GEREK YOKTUR.
-GAVS I SANİ HZ(K.S)-
Tövbe odur ki başkalarının da tövbesine
vesile olur."
Gavs Abdülhakim el-Hüseynî Bilvânisî
KENDİ HALİNDE, sade ama mutlu bir hayatı vardı istiridyenin. Denizin derinliklerinde bir kayaya tutunmuş, yaşayıp gidiyordu. Tuzlu deniz suyundan yiyeceğini buluyor, sert kabuğu onu düşmanlarına karşı koruyabiliyordu. O da zamanının büyük kısmını sağından-solundan süzülerek geçen balıkları seyrederek geçiyordu.
Derken, birgün, istiridyenin içine bir sızı düştü. İçinde hissettiği acı sakin hayatını alıp götürmüş, yerine sıkıntılı ve sancılı günler getirmişti. Çok gecikmeden istiridye bu sancıların nedenini öğrendi. Bir kum taneciği! Küçücük bir kum taneciği nasılsa istiridyenin içine girmiş ve şimdi onu acılar içinde kıvrandırıyordu.
İstiridye kendi kendine bu kum taneciğini ne yapacağını düşünmeye başladı. “Bu sıkıntı neden benim başıma geldi? Nasıl oldu da oldu?” gibi sorular sormanın faydasızlığını ve anlamsızlığını biliyordu. O kum taneciğinden kurtulmanın mümkün olmadığının da farkındaydı. O halde, yapması gereken, şimdi düşmanı gibi görünen bu davetsiz misafirle birlikte yaşamaya çalışmaktı.
Bu kararının ardından istiridyenin sancıları sona ermedi, ama azaldı. Şikayet etse kat kat artacak olan sıkıntıları dayanılabilir ölçüde kaldı. Günler, aylar ve yıllar geldi geçti. İlginçtir,, istiridyenin ağrıları ve sıkıntıları da neredeyse sona ermiş, ve ardında herkesin ziyaret etmekten büyük zevk duyduğu bir istiridye bırakmıştı.
Çünkü hayatının uzun süre acılarla geçmesine neden olan o kum taneciği, onun sabrıyla bir inciye dönüşmüştü!
İstiridyenin bulunduğu civarda yaşayan diğer deniz canlıları onu sık sık ziyaret etmeye, zaman zaman kabuğunu açtığında ortaya çıkan muhteşem inciyi seyretmeye geldiler.
Ve bir şeye hiç karar veremediler: O harika inci mi istiridyeyi güzelleştiriyordu, yoksa sabır ve sükunet sembolü gibi duran istiridye mi inciyi öylesine güzel gösteriyordu?
***
Herbirimiz ilâhî bir sanat eseriyiz.
Beden elbisemiz ipekten daha pürüzsüz; gözümüz, kulağımız, ağzımız, en paha biçilmez taşlardan daha değerli. En sade bir insan yüzü, Mona Lisa'nın yüzünden daha canlı ve değerli.
Duygularımız elmas, yakut ve pırlantadan daha gözalıcı. Içimizde karun'un hazinelerinden daha büyük bir hazine taşıyoruz. Belki farkındayız, belki değiliz.
Birer model ve taşıyıcı gibi bu güzelliklerle güzelleştirilmişiz. Ama hiçbiri bize ait olmadığı, ne yapımlarında ne de devamlarında hiçbir katkımız olmadığı halde bu sanat eserlerini sahiplenip, onların başına gelen ve hoşumuza gitmeyen değişikliklerden ne de çabuk şikayet edebiliyoruz!
Varlığın, üzerimizde taşıdıklarımızın bizden değil, ama bize emanet edilmiş şeyler olduğunu ne de çabuk unutabiliyoruz!
Bize biçilen, bize en çok da uyan ve daha fazlasını taşıyamayacağımız konumun birer sanat eseri olmak olduğunu niye hatırlamıyoruz dersiniz?
Sevinçler kadar hüzünlerin de, rahatlıklar kadar sıkıntıların da bize yakıştığını ve hayatın onlarla güzelleştiğini ne kadar farkedebiliyoruz?
Ne dersiniz, Mona Lisa tablosu yapılırken tablodaki kadın kendi ressamını eleştirse, şurası düzgün olmadı, burasını şöyle değil böyle yap dese ne derdik? Ve usta ressam Vinci Mona Lisa'yı Mona Lisa'nın istediği gibi resmetse böylesine güzel olur muydu?
Ya da, usta bir mücevhercinin elinde biçimlenen bir elmas dile gelip ustasını şikayet etse, ne derece haklı olurdu?
Qa biz? Duygularımız iyi-kötü herbir olayla bir elmas gibi biçimlendirilirken, sabrettiğimiz takdirde kum tanesi gibi bir sıkıntıyı bir ince tanesine dönüştürebilecekken, Sanatkârımızı şikayet etmeye ne derece hakkımız var?
Güzeli güzel yapan, sanatkârının ustalığı mıdır, yoksa o şeyin kendini nasıl gördüğü müdür?
Sözün kısası, bırakalım, hayatımız Sanatkârımızın elinde seyre ve tefekküre layık bir eser olsun. Bırakalım, hüzünler ve sıkıntılar duygularımızın sivriliklerini gidersin ve onları daha da güzelleştirsin...
Bir ülke varmış eskiden. Ve bu ülkede hiç ama hiç kırmızı gül yokmuş, bütün güller beyaz renkteymiş. Bir de birbirini çok seven bir kız ve bir delikanlı varmış... Birbirlerine çok yakışıyorlarmıs. Kız çok güzel delikanlı ise çok yakışıklıymıs. Delikanlı bu kız için her şeyi yaparmıs. Kız ise bir şart koymuş ortaya:
"Bana kırmızı renkte bir gül getirirsen seninle evlenirim".
Delikanlı çok üzülmüş bu şarta, çünkü hiç kırmızı gül yokmuş bu ülkede. Beyaz güllerle dolu bir bahçeye gitmiş, aramış ama yok. Sonra oradaki bir bülbüle derdini yanmış. Bülbül dinlemiş genci. Ve en sonunda;
Üzülme delikanlı, yarın buraya aynı saatte gel, kırmızı bir gül göreceksin... Onu al kıza götür, evlenin mutlu olun. Sen onu çok seviyorsun mutluluk hakkın." demis. Çocuk buruk halde ayrılmış ordan. Ertesi gün bahçeye gitmiş koskoca bahçe beyaz güllerle dolu yalnızca en ortada kırmızı bir gül! Delikanlı biraz şaşkın, biraz heyacanlı, biraz mutlu koşup gitmiş gülün yanına... Ama gördüGüne gerçekten çok üzülmüs. Bülbül yerde, kendini, dikeniyle öldürmüş olduğu gülün hemen dibinde cansız yatıyormuş... Delikanlı, kendisinin mutluluğu için, bülbülün kanıyla boyadığı 'kırmızı gülü' alıp kızın yanına gitmis.
BIR CICEGIN ACMAK ICIN SEBEPLER BULDUGU GIBI, YASAMA DAIR SEBEPLER BULMAK ICIN YASIYORUM. EGER BIR GUN GELIRDE YASAMAK ICIN BIR SEBEP BULAMAZSAM OLMEK ICIN BIR SEBEP BULMUSUM DEMEKTIR.
RÜYA; biz uyurken kalbimizin tuttuğu bir dilektir.ARKADAŞ;uçmayı unuttuğumuzda bize kanatlarını açan bir melektir. HAYAL GÜCÜ; bizi bilmediğimiz yerlere uçuran bir rüzgardır, ve HAYAT; içinden ne çıkacağını bilmesek de açmamız gereken bir zarftır açtığın zarflardan hep güzel şeyler çıkması dileğiyle... HÜLYA