|
|
9月4日
| Oruç İnsanı Melekleştirir...
|
|
Ubade ibni Samit Radiyallâhu Anh anlatıyor:
Ramazan ayının başladığı bir günde Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:
"İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah’ın rahmeti sizi kuşatır. O ayda yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir, dualar kabul olunur.
Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder.
Öyleyse kulluğunuzla kendinizi Allah’a sevdirin. Bu ayda asıl şaki olan, Allah’ın rahmetinden nasibini alamayan kimsedir." (et-Tergib ve’t-Terhib, 2:99)

İnsanı meleklerden ayıran en önemli özelliği nefis sahibi olmasıdır. İnsan yer, içer, evlenir; üzülür, öfkelenir, günah işler. Fakat oruçlu iken belli bir süre için yiyip içmesini terk eder, zevklerine sınır koyar. Nefsinin ihtiyaçlarına cevap vermez, her dediğini yapmaz.
Bu arada yalan, gıybet gibi günaha sokan işlerden de kendini çeker. Gereksiz hareketlerden uzak durmaya çalışır.
İşte insan bu haliyle meleklere benzer. Çünkü melekler de yiyip içmezler, evlenmezler, günah işlemezler. Çünkü nefis taşımıyorlar.
Oysa insan nefis taşıdığı halde nefsine hakim oluyor, onun her isteğine uymuyor. Öyle ki manevî hali itibariyle melekleri bile geçebilecek vaziyete bürünüyor.
Cenab-ı Hak, arzularını dizginleyen mü’min kullarıyla meleklere karşı iftihar ediyor, onları meleklere örnek gösteriyor. Oruç tutan insanın kendi katındaki derecesini ifade ediyor. Mü’min de bu iltifata karşı, kendisini Allah’a sevdirmeye, Ona olan kulluk görevinde ciddi olmaya, yaratılışı doğrultusunda yaşamaya çalışmalıdır.
| 9月2日
unutacaksın...
Unutacaksın... Ömür boyu sevgisini verebilecek birini bulduğunda adımı bile...
Ve inan bitanem unutulmak çokda acıtmıyor canımı eğer sen mutlu olacaksan... unut beni canımın içi... sil adımı o elmas kalbinden başka bi meleğin adını yaz silmen gerekmeyen.. unut beni kalbimin en değerli üyesi... sil bütün belleğinden beni öylesine mutlu günler yaşa ki; hatırlama bu günleri... unut beni ilk fatihim tek olmasını istediğim, imkansızlıklarda sevdiğim... unut ki; canını acıtmasın ne adım ne hatıralarım... Asla istemem adımı andığında yüreğinin karalar bağlamasını.. bir iz kalacaksa benden sana hatıra sadece olmak isterim ufacık bir tebessüm dudaklarında...
Sil beni önce gecelerinden sonra gündüzlerinden... sil beni önce yüreğinden sonra benliğinden... Sil beni önce geleceğinden sonra mazinden... sileceğim bende seni... zaten silmek için yazmamışmıydık... sileceğimizi bildiğimizden sayfalarca yazmamıştık... ömrümüzde birbirimiz için birkaç sayfa olarak kalacağız... az ve öz...kısa ama her satırında mutluluk kokan gül yaprakları serpiştirili... sil beni gözümün nuru... Belki biraz silinmişliğin izleri kalacak, onlarda zamanla yeni yazılan mutluluk satırlarıyla yok olacak... Sileceğim bende seni canını acıtmamaya çalışarak, usulca göze görünmeden yok olarak... Çok zor olacak, istemeyerek, kanlı yaşlar dökerek... Belki bazen silmekten vazgeçeceğiz, durup tekrar gözden geçireceğiz bu kararı ama her seferinde ayrılığın kaçınılmaz olduğu, vuslatın imkansızlığı hançer gibi saplanacak yüreğimize... Halimiz takatimiz olmadığı halde devam edeceğiz bu dayanılmaz yolculuğa... çöllerde susuz kalıp yanacağız... ayazda güneşsiz kalıp donacağız... Yolun sonunda ışığı göreceğiz... İlahi bir ödül ile ödüllendirileceğiz... Doğruyu seçtik Rızayı İlahiyi istedik...Geleceği Mevlamıza havale ettik... "KADER KARBEYAZ KAĞIDA SÜTLE YAZILMIŞ YAZI, ELİNDEYSE GELDE AYIR KARBEYAZDAN KARBEYAZI" dediği gibi Necip Fazılın ayırt edemeyiz yazıyı.. Ancak yazan bilir yazılanı... tek çare kaderi yazana havale edip karbeyazların ayrışmasını beklemek... Beyaz beyazdan ayrıldığında aydınlanacak yolumuzda... Eğerki karbeyaz yazıdaki kaderim sen isen doğru zaman ve doğru mekanda yine karşılaştırır Rabbim... Lakin benim kaderimde sen, senin kaderinde ben yoksam; dağlarıda delsek, çölleride geçsek, tüm yolları denesek nafile... kaderimdeysende değilsende... öyle yada böyle hep en özelsin... Bazen esen rüzgarlar getirecek kokonu... Bazen yağan yağmur getirecek gözyaşını... Bazen doğan güneş getirecek yüreğinin sıcaklığını... Bazende fırtınalar getirecek yüreğindeki kara bulutları... Sakın korkma dağılacak kara bulutlar birgün rengarenk gökkuşağı çıkacak... Her ne olursa olsun seni bu yürekten çıkaramayacağımı biliyorum. Kimbilir belki bu kalbin ilk ve tek fatihi olarak tahtında oturacaksın... Belkide kilitli kapılar arkasında kırk kat kitlenmş sandıklarda, sadece ikimizde saklı olan şifrelerle şifreleyip saklayacağım yüreğimin en kuytu fakat en huzur dolu sadece tebessümlere, biraz buruk ama nefret içermeyen, sıcak ama yakmayan gözyaşlarımın gizli olduğu en en değerli köşesine....... İnsanlar beni yaraladığında, yaşamaktan yorulup sebepsiz kalığımda çekileceğim huzur köşeme...Belki yaş olup döküleceksin gözlerimden ama asla yakmayacak yaralı yüreğimi... Süzülüp aktğın her hücreme şifa dağıtacaksın... Dudaklarımda tebessüm olup açacaksın... Ellerimi açtığımda zikredilmesi vacip olan duam olacaksın...Son nefese kadar... Afedersin kara atlı prensim sileceğim unutacağım dedim... yalan söyledim özür dilerim... kızardın özür dilememe son kez özür diliyorum senden unutamam seni... Hep hatırlanacaksın, unutulamayan olarak kalacaksın... Bakma öyle, sus artık diyen gözlerle... Belki sana son yazışım yüreğimi kelepçelediğim gibi belki ellerimede kelepçe takarım... Sen mutluluğuma engel bariyer değil ancak ve ancak sebep yada destek olabilirsin... Sen günahlarımın, hatalarımın sebebi, teşviki değil ancak engelleyici, kuvvetli bir nehyedicisi olabilirsin... Kaybediyorum seni... Bu kaybediş madden; manen hep yanımda olacaksın en umulmaz anlarda, en yanlız en çaresiz kaldığım zamanlarda hep yanımda hissedeceğim yüreğini... SENİ SEVME GEREKÇEM; KAYBETMEMİN GARANTİSİ CANÖZÜM! Garantinin bedelini ödeme vakti geldi bedeli sensin gözümün feri... Ömrümden kısacık anların, mutluluk dolup taşan zamanların bedeli çok ağırmış, sebebini yitirmek varmış sonunda, nihayetinde ayrılık varmış... Lakin bu ayrılık bu yitiriş bedenlere ait ruhlar hep beraber olacak... zaten yüreğimizle ruhumuzla sevmemiş miydik? Yüreğimin ruhumun en ıssız en fakir ama en sıcak en huzur dolu köşesinde saklayacağım seni... Sense yüreğinden beni attın sansanda en karanlık köşesinde saklanacağım... Kalbin boşken ortaya çıkacağım, yaşlı gözlerine tebessüm konduracağım... Kapılarını başka birine açtığında, köşeme çekilip sessizce yok olacağım... Ellerimi açıp mutluluğun için yalvaracağım...
UNUT BENİ DEMEK KOLAY HADİ KOLAYSA SEN UNUT BENİ UNUTULMAZIM....
GÖZLERİN KAL DİYOR
BU NASIL AYRILIK BU NASIL VEDA GÖZLERİN KAL DİYOR DUDAKLARIN GİT BAKIŞIN ANAHTAR GÖZLERİN KİLİT ELLERİN AÇ DİYOR DUDAKLARIN GİT
AYRILIK DÖNÜŞÜ OLMAYAN NEHİR YALNIZLIK YIKILMIŞ BOMBOŞ ŞEHİR KAÇ SEVDA KÜL OLDU BÖYLE KİMBİLİR GÖZYAŞIN KAL DİYOR DUDAKLARIN GİT
GİDERSEM BİR DAHA DÖNMEYECEĞİM KALIRSAM KALBİME YENİLECEĞİM ÇÖZEMEDİM SENİ DELİRECEĞİM GÖZLERİN KAL DİYOR DUDAKLARIN GİT
DUVARDAN İNSİN Mİ RESİMLERİMİZ YABANCI OLSUN MU İSİMLERİMİZ YA O DELİ DOLU GECELERİMİZ ANILAR KAL DİYOR DUDAKLARIN GİT
BU ROMANDA BİTER BELKİ BİRAZDAN NE AŞKLAR YIKILDI GURURDAN NAZDAN AĞLIYOR BESTELER YİNE HİCAZDAN ŞARKILAR KAL DİYOR DUDAKLARIN GİT
Sahur yemekleri
Sahur yemekleri, oruç tutan kişinin sağlıklı bir gün geçirmesi için hafif ama doyurucu olmalı. Hem ihtiyaç duyulan günlük enerji alınmalı, hem de besinsel değerleri yeterli olmalı. Alınacak sıvı miktarı ve çeşitleri önemli. İşte çorbadan hoşafa sahur sofralarıız için seçtiklerimiz...
Ramazan ayı süresince oruç tutlan 30 gün, sahur ve iftar vakti olmak üzere sadece 2 öğünle geçer. Oruç tutmaya engel herhangi bir sağlık sorunu olmadan oruç tutanların bu 2 öğünü çok dengeli besinler alarak geçirmeleri gerekir. Özellikle günün ikinci yarısında ve iftar saatlerine doğru vücutta hafif bir halsizlik olması kan şekerinin düşmesine bağlanır. Bu nedenle iftar sofrasında boş mideye alınacak yiyecekler kadar sahur sofrasında bulundurulması gereken yiyecekler de önemlidir. Eğer uykudan kalkılıp sahur sofrasına oturulmuşsa ve sahur yemeğinden sonra tekrar uykuya yatılacaksa mideyi ve dolayısıyla da kalbi yormamak gerekir. Sahur sofrasında bir çorba içilip ardından domates, salatalık, mümkünse tuzsuz peynir, reçel veya bal çeşitleriyle kahvaltı yapılabilir. Yemekle birlikte, gün boyu vücudun ihtiyacını karşılayacak miktarda mutlaka sıvı alınması gerekir. Çay, meyve suyu, kuru meyve ile hazırlanmış hoşaflar veya kompostolar bu ihtiyaca cevap verir. İftar ile sahur arasında geçen süre içinde de bol bol su içilmeli, hafif tatlılar, meyveler yenmeli. Sadece iftar ve sahur saatlerine yüklenilmeden, günlük beslenme dengesi iftar ile sahur saatleri arasında kurulmalıdır. Sahurda, ağır yağlı yemekler, bol şerbetli hamur tatlıları olmamalı. Bunların yerine zeytinyağlı bir yemek, pilav, yoğurt, makarna, bir parça börekle birlikte bir kase hoşaf veya bir fincan açık çay tercih edilmeli.
| 9月1日
Aşkımın tahtına oturan, Naz makamının Efendisi!...
Dünya insanının sana muhtaç anları, nisan sabahlarıydı. Olmadığın iklimlerin yağmurları bulanıktı. Ötelerden bir Rahmet düşmüyor, gönül yamaçları baharı bilmiyordu. Kainata teşrifinle gönüller cennet yamaçlarının rengini aldı. Ve hayat çeşmesinin ufukları damla damla görünmeye başladı.
Ne büyük şerefti Seni bilmek!.. . Seni bize bildiren Rab'be şükürler olsun...
Adını konuşmaya başladığımız zaman öğrendik, ilk ezberlediğimiz belki senin ismindi. Doğduğun yerin ismini, hicretini ve Rab'bimin izniyle seni himaye eden büyüklerin adlarını... Sonra mübarek annelerimiz olan zevcelerini ve sana evlat olma şerefine erişen çocuklarını...
Daha biz ufacık bir çocukken, oturmuştun yüreğimizin en güzel yerine...
Ya biz sana lâyık bir ümmet olabilmiş miydik acaba?
Şimdi bu ızdırabı yaşıyorum. Gönül heybemde gözyaşlarım, yürek tezgahımda işlenen sancılarım ve senden dilendiğim şefaatin var dilimde. İçim en derin yerinden sızlıyor. Öyle bir sızı ki, seslendirsem deli divane derler bana.
Ey, kendisine yollanan selâmları işiten vefalı Dost!...
Sana ümmet olmak için seni sevmek yeterse eğer, ben seviyorum. Elbette Seviyorum... Nasıl sevmem? Kalbimin bütün zincirleriyle nasıl bağlanmam sana? Kimler seni ölesiye sevmedi ki, Ya Rasulallah?
Hz. Bilal'e kızgın kumlar üzerine dayanma gücü veren, sana olan bağlılığı ve sevgisi değil miydi? Hz. Ebu Bekir'e, 'anam, babam sana feda olsun Ya Rasulallah!' dedirten şey neydi? Nasıl sevmem Seni ? Elbette seviyorum... Bir ömür boyu... Daha niceleri Efendim!...
Daha nice kalp seninle, sevginle dolup mübarek olmamış mıydı? Mübarek sevgin daha nice kalbe ışık olup hayat vermemiş miydi? Bir güvercin seni korumak adına türlü oyunlar oynamamış mıydı? İspatlamamış mıydı, sensiz kalan yüreklerin, gözlerin kör olduğunu? Ve hepsinden önemlisi , Cenab-ı Hak sana olan sevgisini, 'Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım' şeklinde ifade etmemiş miydi?
Sevginle doluyum Ya Rasulallah!
Gönlüme hayat, gözlerime ışık olur musun? Bir hurma kütüğününki kadar olamayan muhabbetimi kabul eder misin? Sen özümsün, tutkunun oldum, Ya Rasulallah!
Beni de yoluna düşenlerin içine alır mısın? Şemsiyende gölgelendirir misin, aşkınla ve hasretinle kavrulmuş gönlümü? Duy lütfen feryadımı, tut elimden, Ümmetin olmak istiyorum. Ey özümüze kor düşüren ateşli Gönül! Biliyor musun, göz pınarlarım çorak çöller gibi, kupkuru. Gözlerime rahmetinin yağması için yağmurlarına ihtiyacım(ız) var.
Ne olur yağmur gibi yağ üzerimize, çisil çisil...
Yarım kalmış yanımı tamamlayan Sevgili!...
Hüzünlüyüm, ama bir o kadar da umutluyum. Zamanımız çok çetin, sana çıkan yollar sarp. Biz gurbette mahsun, gözlerimiz ışığa muhtaç. Senden uzakta gözlerimiz dolu ve buğulu... Biz gökte yankılanacak 'taleal bedru'larla kalbimize karışacağın günlerin hasreti içindeyiz.
Ey sevgili, En Sevgili!... Ey gönüller Fatihi!... Elimizde bir demet
seni beklemekteyiz.. 8月30日
| Zaman Nasıl İşler?
|
|
Kabir ve ahiret alemlerinde zaman vardır ancak zamanın işleyişi farklılık gösterebilir. Dünyamızda zaman farklı bir hızla işlerken uzayda farklı bir hızla işlemektedir. Dünyamızın bir yılı güneşin bir anına denk gelebilmektedir. Ayrıca bizim bir günümüz bazı mahluklar için bir ömür demektir.
Ahiret ve kabir alemlerinde de zaman boyutu farklıdır. Mesela cennetin bir anı dünyamızın binlerce senesine mukabil gelebilir. Ayrıca kabir aleminde de zaman kişiden kişiye değişir. Nimet içinde olan insanlara bin sene bir an gibi gelir, azab içinde olanlara ise bir an bin sene gibi gelir.
İnsanların hayatı ve geçirdiği zaman birimleri aynı değildir. Mesela, birkaç dakikalık rüyada günler, aylar ve yıllar geçmiş gibi geliyor. Bazen de yeni yatıp kalkmış gibi bir gecenin nasıl geçtiğini fark edemiyoruz.
Bunun gibi kabre erken giren bir insan, Ahirette yeni dirilmiş gibi olabilir. Bir diğeri ise birkaç sene kabir de kalır, ama binler sene kalmış gibi azap çekebilir.
İşte kabre erken veya geç gitmek kişiye, günahına ve durumuna göre değişebilir. Allah orada da uyku ve rüyada olduğu gibi bir durum yaratabilir.
Nasıl anne karnındaki çocuk dünyayı anlayamazsa, bu dünyanın karnında olan bizler de cenneti anlayamayız. Ancak Bize bildirildiği kadarı ile bilebiliriz.
|
|
|
| İftar yemeğinde neler olmalı?
İftar yemekleri diğer yemeklerden çok daha farklı hazırlanmaktadır. Tüm aile dostlarının bir araya gelmeleri, uzun süre aç kalmanın doğurduğu psikoloji ile yemeklerin çeşitliliği ve miktar her zamankinden daha zengin olur.
Börekler, tatlılar, içli pilavlar, kızartmalar, şarküteri ürünleri, turşular, pideler vs. hepsi iftar sofralarınızda baş tacı olarak yerlerini alırlar. Ama uzun süre açlıktan çıkmış bir mideye bir anda yüklenilirse, mide-bağırsak sistemi ve kalp yorulur ve tansiyon birden yükselir.
İşte bu sebepten dolayı iftar ve sahur yemeklerinde sindirimi kolay, hafif ama vücut metabolizması için yararlı olan besinler tercih edilmelidir. Fazla miktarda şeker tüketimi de hipoglisemiye neden olur.
Kötü karbonhidratlarla öğüne başlarsak (çikolata, tatlı vs.) kandaki glikoz düzeyi yükselir. Bunun sonucu olarak tekrar eski gücünüze kavuştuğunuzu zannedersiniz. Ama glikozun kandaki varlığı otomatik olarak insülin üretimini başlatır. İnsülin de glikozu yok eder ve hipoglisemi durumuna geri dönülür. Böylece vücut kilo almaya başlar.
Kilo alma sadece aşırı yiyerek yağların çözelmesi değil, hipoglisemi sonucu artan insülin, şekerin yağa dönüşmesi ve yağ çözülmesinin zorlaşmasıyla da ortaya çıkar.
Gereğinden fazla yağ dokusunun birikmesi sonucunda meydana gelen ağırlık artışı, organların daha fazla çalışmasına ve gereksiz bir ağırlığın taşınarak yorulmanın oluşmasına neden olmakta, hastalıkların ortaya çıkışını kolaylaştırmakta ve bazı dokularda yapısal bozukluklara yol açmaktadır.
Ramazan ayında dikkat edilmesi gereken kurallar
-
Uzun süre susuz kalındığından ilk iş susuzluğun giderilmesidir. Bol sulu gıdalar tüketilmelidir. İftar öncesi 2 bardak oda sıcaklığında su ve 1 porsiyon mevsim meyvası tüketildikten sonra ana mönüye kadar 15 dakika ara verilmelidir. Bu sürede beyinden mideye giden açlık uyarıları kontrol altına alınır.
-
Ana mönü ağır yağlı yemekler, kızartmalar, kalorisi yüksek yiyeceklerden uzak hazırlanmalıdır. Az yağlı hafif sebze yemekleri, ızgara ya da fırında etler ve yoğurt, iftar yemeği için ideal besinlerdir. Örnek verecek olursak, az yağlı tahıl ya da sebze çorbası, 1 porsiyon ızgara et, az yağlı salata ya da sebze yemeği, ekmek ya da az yağlı makarna, yoğurt, bazen hamur tatlıları yerine sütlü tatlı ve unutulmaması gereken 4 adet zeytin ile güzel bir sofrada oruç açabilirsiniz.
-
İftardan 2-3 saat sonra; 1 porsiyon mevsim meyvası, 1 bardak şekersiz bitki çayı (kuşburnu, adaçayı, ıhlamur), 1-2 porsiyon tahıl tüketilebilir.
-
Kesinlikle sahura kalkılmalıdır. Böylece yukarıda belirttiğimiz uzun süre açlık sonucu oluşabilecek hipoglisemi önlenmiş olur.
-
Kahvaltı sahur yemekleri için en uygunudur. Yalnız tuzlu ve şarküteri ürünlerinden mümkün olduğunca uzak kalınmalıdır. Yağ ve tuz sindirimi zorlaştırır, susamayı çoğaltır. Sahura bir porsiyon meyva ile başlamalı; peynir, ekmek, ya da tok tutması açısından patatese zaman zaman yer verilmelidir. Sahuru söğüş olarak hazırlanmış domates-salatalık, 1 su bardağı yağsız süt ya da yoğurt, yatarken 1 su bardağı su ile sonuçlandırmak, dengeli bir beslenmenin ilkeleridir. Sahurda yemek yenilirse vücut için dinamik etki yapacağından çok dikkatli olunmalıdır.
-
Özetleyecek olursak azar azar, sık sık yemek hem sindirim sistemini rahatlatır, hem de insülin konsantrasyonunu düşürür. | 8月29日
| Ramazan Yaklaşırken.. Bir Duadır Ramazan..
|
|
1. Ramazan, Allah'ın kainattaki haşmetli ve küllî idaresine, Rahmetine, şefkatine, geniş ve azametli, intizamlı ve küllî bir tarzda mukabele edebilmenin duasıdır...
2. Ramazan, Cenâb-ı Hakk'ın nimetlerine karşı şükredebilmenin duasıdır...
3. Ramazan, fakir kardeşlerimize yardım edebilmenin duasıdır... (başka kardeşlerimizi de hatırlayabilmenin, onlara da dua edebilmenin, üzerimizdeki bencilliğin kaldırılmasının duasıdır)
4. Ramazan, mülkün mâlikinin Allah olduğunu nefsimize talim ettirebilmenin duasıdır...
5. Ramazan, nefsimizi terbiye etmek, kötü alışkanlıklarından vazgeçirebilmek için bir duadır..
6. Ramazan, Kur'ân-ı Kerîm'in indirilişini karşılamak için, melek gibi bir vaziyete girebilmenin duasıdır...
7. Ramazan, bâki bir ömrü kazanabilmenin duasıdır(kadir gecesi) ; Ramazan, ahiretimizi kazanabilmenin ve ahiret kazancımızın artmasının duasıdır.
8. Ramazan, sıhhat duasıdır...
9. Ramazan, Allah'a karşı olan aczimizi ve fakrımızı bilebilmenin duasıdır...
Ramazan, diğer 11 ayı kulluk bilinciyle geçirebilmenin duasıdır...
| 8月20日
BİR AKŞAM ÜSTÜ YÜREĞİN DARALIRSA; GÖZLERİNDEN TÖVBE`LER TAŞARSA; AVUÇLARIN DUALAR`LA DOLARSA; BİR BESMELE ÇEK GÖNÜL`DEN
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
KATRAN KARASI GECELER SENİ BOĞARSA; VÜCUDUNU SOĞUK TERLER BASARSA; İCİNDE ARD ARDA TOPLAR PATLARSA; BİR BESMELE ÇEK SESSİZCE
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
SIR VERECEK BİR DOST BULAMAZSAN; GÜNAHLARINDAN AYRILAMAZSAN; BOĞUK BOĞUK HEP AĞLARSAN; BİR BESMELE ÇEK YÜREKTEN
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
GÖNÜL DOST`LARINI BİRGÜN BULURSAN; O YÜCE İLAHİYATA KAVUŞURSAN; ŞÜKR DUA`LARINI HEP OKURSAN; BİR BESMELE ÇEK UNUTMADAN
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
HUZURU NEŞEYİ İSLAMDA BULURSAN; BAŞLADIGIN HER İŞTE ONU ANARSAN; KALBİNİ TÜM İNSANLARA AÇARSAN; BİR BESMELE ÇEK HER SEFERİNDE
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
NEFSİNLE ŞEYTANA CİHAD AÇARSAN; HER HAYIRLI İŞE KOŞARSAN; MUHAMMED AŞK`IYLA TUTUŞUP YANARSAN; BİR BESMELE ÇEK KALBTEN
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
GENÇLİGİNİ BİTİRİP ÖMRÜNÜN SONUNA VARIRSAN; VE NEFES ALMAKTAN YORULURSAN; O KERİM ALLAH`IN HUZURUNA CIKARSAN BİR BESMELE ÇEK İLK SÖZ OLARAKTAN
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
8月15日
Alıntı
BERAT KANDİLİ
|
BERAT GECESİ
Şâban ayının on beşinci gecesi Beraat gecesidir. Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu şekilde izahlar yer almaktadır: Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa,
Allah Azze ve Celle de Berat Gecesinde
mü'min kullarına berat yazar.
Zaten bu gecenin dört adı vardır:
"Mübarek Gece", "Berae Gecesi", "Sakk Gecesi.
Belge ve senet. (Allah Teala bu gece mü'min kullarına
beraet yazar)",
"Rahmet Gecesi." "Berat, beraet" kelimesi "el-berâe"
kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir.
Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir.
"Berâet" iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya
yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir.
Mü'minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup
İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de
Beraat Gecesi denmiştir.
 Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan Mekke'deki Kabe istikametine çevrilmesinin
Hicretin ikinci yılında Beraat Gecesinde
gerçekleştiğini kabul etmeleri de geceye
ayrı bir önem kazandırmaktadır.
Yeryüzündeki Müslümanların iki bayram günü olduğu gibi, göklerdeki meleklerin de iki bayram gecesi vardır.
Meleklerin iki bayram gecesinden biri,
Şâban ayının on beşinci gecesi olan Beraat gecesi;
diğeri ise Kadir gecesidir.
Müslümanların iki bayram günü ise;
Ramazan ve kurban bayramı günleridir.
Bu sebeple Şâban ayının on beşinci gecesi olan
Beraat gecesi meleklerin bayram gecesi olarak
isimlendirilmiştir.
 Beraat gecesine 'Kefaret gecesi' de denilir.
Bir hadis-i şerifte, "Kim bayram gecesini ve Şâban ayının
on beşinci (Berat) gecesini ibadetle ihya ederse,
kalplerin öldüğü günde o kişinin kalbi ölmez"
(İbn Mâce) buyurulmuştur. Bu gecenin bir adı da "şefaat gecesi"dir.
Bunun delili şu hadis-i şeriftir:
"Resûlullah (s.a.v) Şaban ayının on üçüncü gecesi
ümmetine şefaat etmek için dua edip yalvardı;
kendisine, ümmetinin üçte birine şefaat etme izni verildi.
On dördüncü gecesi yine dua edip yalvardı;
bu se fer üçte ikisine şefaat etme yetkisi verildi.
On beşinci gecesi bir daha yalvardı,
bu sefer de, kaçak develer gibi
Allah'tan kaçanlar dışında bütün ümmetine
şefaat etme izni verildi." (Ebû Davud)
Bu gecenin diğer bir ismi de "mağfiret gecesi"dir.
Şu hadis-i şerif buna işaret eder: "Allah Teala (c.c) Şaban’ın on beşinci gecesi
kullarına nazar eder ve yeryüzünde bulunanlardan
şirk koşanlarla haset edenler hariç,
bütün müminleri mağfiret eder." (İbn Mâce) Diğer hadislerde, bu affın dışında tutulanlar içinde,
haksız yere cana kıyanlar,
anne babasına asi olan lar,
sürekli içki içenler ve
akraba ile hukukunu kesenler de zikredilmiştir. Beraat gecesi, Rabbimiz tevbe, istiğfar ederek
pişmanlık duyan günahkârların
cümlesini affedeceğini bildiriyor.

Ancak şu sekiz sınıfın
KESİN TEVBE ETMEDİKÇE
bu aftan istifadelerinin olamayacağını
da işaret ediyor: 1-Allah'a şirk koşanlar. 2-Ana-babalarına isyan eden,
onların kalplerini kırıp gönüllerini yıkanlar. 3-İçkiye devam edenler. 4-Falcılık edip gelecekten haber verenler. 5-Din kardeşine besledikleri kinden vazgeçmek istemeyenler. 6-Adam öldürmekten pişmanlık duymayanlar. 7-Nikâhsız aile ile yaşayanlar. 8-Akrabalarıyla alâkayı kesip ihmal edenler.
  Şüphesiz ki bu günahların sahipleri
bu gecede derin bir tevbe, istiğfarda bulunur da,
kesin pişmanlık haline girerlerse ilâhi aftan yararlanırlar.İnsanların aftan yararlanamama sebebi,
kesin bir dönüş yapmayışları,
ciddi bir tevbe istiğfar haline girmemeleridir.
Beraat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir.
Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise
Peygamberimize ilk kez ve parça parça
indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.
Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam
bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:
  "Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım,
Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi
hamd etmekten âcizim.
Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin.”

Bazı mâna büyüklerinin de şöyle bir duası vardır:
  "Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan,
orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan
oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki,
'Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır,
Levh-i Mahfuz Onun katındadır."

|
AFFET BİZİ ALLAHIM!!
YA RABBİ BİZE GAYRET VER, MUHABBET VER
ZİRA MUHABBETSİZ YOL ALINMIYOR
SEVEN SEVDİĞİNİN HER SÖZÜNÜ DİNLER
YA RABBİ KALBİMİZE AŞKINI VER,
DİLİMİZDEN ZİKRİNİ DÜŞÜRME..
BİZLERİ İSLAM ÜZERE YAŞAT..
SON NEFESTE DE İMAN NASİP ET..
YA RABBİ!!! BİZİ KAİNATIN EFENDİSİNE
HAKİKİ ÜMMET ET..
BİZİ BİZE BIRAKMA ALLAHIM!!!
BU MUBAREK GECEDE
BERATINI ALANLARDAN ET .. CÜMLE ÜMMET-İ MUHAMMEDİN YAPTIĞI DUALARA BİZLERİ DE ORTAK ET ..YA RABBİ!!!
BÜYÜK ZATLARIN DUALARINDAN DA
NASİPKAR ET..
EFENDİMİZ SANA NASIL DUA ETTİYSE
VE KABUL ETTİYSEN ONUN GİBİ DUA ETMEK
VE MAKBULİYET NASİP ET..
AMİNN!!!
|
 
| | | | | | | | |
|
"Göklerin ve Yerin Hükümranlığı Allah'ındır.
Allah'ın Herşeye Gücü Yeter" (Ali İmran 189)
"Göklerde ve Yerde Olanların Hepsi O' nundur.
Hepsi O'na bouyun Eğmiştir. O Göklerin ve Yerin Eşsiz
Yaratıcısıdır. O bir şeyi Dilediğinde ona sadece
"OL" der oda hemen oluverir"
(Bakara 116-117, Al-i İmran 47)
Evet Ya Rabbi senin varlığına ve birliğine iman
ettiğimiz gibi GÜCÜNE, KUVVETİNE, KUDRETİNE
VE AZAMETİNE kuşkusuz, şübhesiz, endişesiz İMAN ETTİK.
"EY RABBİMİZŞÜPHESİZ BENİM HAYATIM VE ÖLÜMÜM
HEPSİ SENİN SENİN İÇİNDİR."
(En'am 162)
"EY RABBİMİZ HAMD OLSUN SANA,
SELAM OLSUN SEÇKİN KILDIĞIN KULLARINA"
(Neml 59)
Ya Râb!..
Kapına geldim, ölümle geldim… Eli boş, kalbi kara, yüzü kara geldim.
* * *
Dünya avuttu beni, oyaladı, eğlendirdi. Türlü ziynetiyle kendine çekti. Ben de daldım ona, unuttum seni, unuttum kendimi, unuttum öleceğimi…
Ama bak şimdi ölüm geldi, buldu beni…
* * *
Kimse etmedi bana, kendimin ettiğini… Ben kimseyi değil, ancak kendimi kandırdım. Şeytana uydum, nefsime kandım. “Ebedî yaşayacaksın!..” diye kendimi inandırdım. Yarına dâir ne planlar yaptım, ne hülyalara daldım.
Ancak bir akşam, güneş kızıl eteklerini daha toplamamıştı ki, çalındı kapım…
* * *
Oysa daha yapacak ne çok işim vardı, tadacak ne kadar lezzet, gezecek ne çok yer, toplayacak ne kadar güzellik vardı.
Elimde neler vardı, neler… Ama hiçbiri yetmezdi. Gözüm hep başkalarınınkine kayar dururdu.
Lâkin gözüm şimdi kendi yaptıklarına sâbitlendi.
* * *
Meğer ne kadar az iyilik yapmışım, ne kadar da az başkalarını düşünmüşüm. Hayatımı ne kadar da gafletle geçirmişim. Gençliğimi, zindeliğimi, gücümü, kuvvetimi, aklımı, zekâmı ne kadar da boş yere heder etmişim.
Artık nâfile… Geçen geçiyor, giden dönmüyor.
* * *
Pişman olasım geliyor, ama artık o da nâfile… Ölüm geldi, hayat bitti. Son perde indi ve gerçek hayat başladı. Benim yazdığım, kurgusunu yaptığım, sahneye koyduğum ve şimdi izleyeceğim hayat!..
“Keşke”si olmayan, gizlisi olmayan, dönüşü olmayan, müsveddesi olmayan hayat!..
* * *
Kapına geldim, ölümle geldim… Öldüm de geldim. Eli boş, kalbi kara, yüzü kara geldim.
Afvına geldim, lütfuna geldim, sana geldim;
Yâ Rab!.. | |
| Eller, kişiliğinizin aynasıdır
|
|
Sosyal hayatta birçok durumda, insanlar gerçek duygularını gizlemek isteyebilir. Gerginlik, sinirlilik, mutluluk maskesini taşımaya çalışan insanlar, bir şekilde kendisini çeşitli şekillerde ele verir. İnsanların ellerine bakarak kişiliklerini ve o anki ruh durumlarını anlaşılabileceğini dile getiren NP Grup Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi'nden Zehra Erol, küçük ipuçlarının insanın iç ve dış dünyasından haberler verdiğini belirtti.
Ellerin şeklinin yanı sıra nereye konulduğunun da önemli olduğunu ifade eden Erol, "Karşınızdaki kişi, konuşurken ellerini koyacak yer bulamıyorsa, bu kişilerin çok çekingen olduğunu söyleyebiliriz. Toplum içinde başarılı olmayan ve içine çok kapalı olan insanlar, tepkilerini ilk önce elleriyle dile getirirler. Heyecanlandıkları içinde ellerini koyacak yer bulamazlar" diye konuştu.
Daima haklıyım diyenler Yürürken ellerini öne kavuşturan bireylerin, duygularına çabuk hakim olan kişilik yapısına sahip olduklarını ifade eden Erol, kendinden emin kişilerin bu davranış biçimini sergilediklerini kaydetti. Erol, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Yürürken ellerini arkaya kenetleyen insanlar, kendilerini daima haklı olduğuna inanırlar" şeklinde konuştu. Bu kişiliğe dikkat Bir elini cebine koyup diğer elini başkasının vücuduna dayayan insanlara yaklaşırken dikkatli olunması gerektiğini anlatan Erol, "Bu kişiler, başkalarını yönetmeyi severler" diye konuştu.
İŞTE ELLERİN ANLATTIKLARI
AÇIK ELLER
Olduğu gibi görünmekten hoşlanan insanlar genellikle ellerini açık tutarlar. Çok cömerttirler. Bu kişiler sır saklamasını bilmezler.
KAPALI ELLER
Otururken avuçları gözükmeyen, yani yumruk yapılmış ellerin sahibi, hayatlarına dair her şeyi gizlemeyi tercih ederler. Hatta bazı düşüncelerini kendilerine bile itiraf edemezler. Gizlilik içinde hareket etmeyi seven bu kişiler, paraya da çok önem verirler. Bu yüzden cimri oldukları da söylenebilirler.
YARI AÇIK ELLER
Otururken ya da konuşurken ellerini yarı açık tutan insanlar, en güvenilir insanlardır. Sır saklamasını iyi bilen bu grup, her insanla rahat ilişki kurabilirler. Ne cimridir ne de yeterince cömerttirler.
CEPTEKİ ELLER
Ellerini cepte tutan insanlar, anlatmak istediklerini bir türlü anlatamayan insanlardır. Genellikle bulundukları yerden rahatsızlıklarını elleriyle dile getirirler. Korkularını dışa vurmak istemezler. Tedirgindirler.
HAREKETSİZ ELLER
Bazen insanlar, elleri yokmuş gibi davranarak hiç hareket ettirmezler. Bu tip elleri gördüğünüzde sahibinin dalgın, kendi başına karar veremeyen kişilik yapısına sahip olduğunu söyleyebilirsiniz. | 8月14日
Alıntı
nasihatler
NASİHATLER Emânete ihânet etmeyin... Hâlinizden şikâyet etmeyin… Büyüğünüze emretmeyin… Boş şeylerde ısrar etmeyin... Câhillerle sohbet etmeyin… Nefesinizi boşa tüketmeyin… İnsanları bekletmeyin… Etrafınızı kirletmeyin… Hayatınızı mahvetmeyin… Kimseye minnet etmeyin. İnsanları yüzüne karşı methetmeyin… Kimseye küfretmeyin... Kötülüğe meyil etmeyin… Malınızı boşa sarf etmeyin… Sırrınızı açık etmeyin… Her şeyi merak etmeyin… Suçunuzu inkâr etmeyin… Şerefinizi kaybetmeyin… Vatanınızı terk etmeyin… İyiliğe niyet edin… Büyüklere hürmet edin… Sıkıntıya sabredin… Aza kanaât edin… Sözünüzde sebat edin… Bildiğinizle amel edin… Hatanızı kabûl edin… Yaramaz ise def edin... Varken tasarruf edin… Âlimlerle sohbet edin... Nefsinizle inat edin… Sofranıza dâvet edin… Zararlıysa men edin… Seviyorsanız ifâde edin… Kalbleri fethedin... Misâfire ikram edin... Muhtâca yardım edin... Bilseniz de istişare edin… Tehlikeye dikkat edin… Hakkı teslim edin... Unutacaksanız kaydedin… Esirgemeyin lûtfedin... Gariplere merhamet edin…  Kazanmaya gayret edin… Çalışanı takdir edin… Başarıyı tebrik edin… Mâzereti kabûl edin… Her an tevekkül edin… Hastaları ziyâret edin… Çocuğunuzu terbiye edin… Herkese tebessüm edin... Güvenseniz de kontrol edin… İnanmayana ispat edin… Fakirleri gözetin… Hayır için sarf edin… ve bir seçimde oy hakkınızı kullanma aşamasına geldiğinizde kimi niye seçeceğinizi bilin... ve kullandığınız oyun arkasında durun... yaşamınızı dört duvar dışına çıkarın.. ettiğiniz yeminleri tekrar etmekten çekinmeyin

| Alemlerin Rabbi'nden, Şifa Hazinesi Bir Hediye...!
|
|
İÇİNDEKİLER: • Posa • A, Bl, B2, B6, C ve E vitaminleri • Uçan yağ • Tanen • Organik asidler • Şekerler • Silisyum • Demir • Flor • Fosfor • Manganez • Kükürt.
YAN TESİRİ: Ekşi elmayı fazla yemek unutkanlık ve ateş yapar.
1) Güzel kan yapıcı: Elma kürüne devam etmek (günde 1 öğün sadece tatlı elma yemek) güzel kan yapar. Elmayı bolca yemeye devam edilir.
2) Hamile gıdası: Tatlı elma yemek hamilelerin mide bulantısını giderir. Güzel kan yapar, kolay doğum yapmasını sağlar, anne karnındaki bebeği iyi besler.
3) Güzel uyku verici: Gece yatmazdan evvel elma yemek tatlı uyku verir, elma yendikten sonra dişleri mutlaka misvaklayınız.
4) Zayıflama kürü: Günlük 1 öğün elma yemek hazmı kolaylaştırır, şişmanlıktan kurtarır.
5) Beyni açıcı: Elmayı bolca yemek beyni açar.
6) Zararlı ifrazatları (toksinleri) atıcı: Elma kürüne devam etmek vücuttaki zararlı tuzları atar.
7) Cildi güzelleştirici: Gece yatarken 2 elma yeseniz, sabahleyin yüzünüzün beyazladığını göreceksiniz. Elma suyu ile cilt sık sık temizlenir.
8) Sivilce, egzama: Elma kürüne devam edilir. (Bol elma yenir.)
9) Serinletici, susuzluk giderici: Susadıkça elma, hıyar, kavun, karpuz gibi berdi gıdaları yiyiniz.
10) Hazmı kolaylaştırıcı: Elma yemek hazmı kolaylaştırır. (Kabuğunu soymadan.) Bu hazım kolaylaştırıcı etki elma ve hıyar kabuğunda mevcuttur.
11) Böbrek çalıştırıcı: Elma yemek böbrekleri çalıştırır.
12) Bronşit, nezle, anjin: Elma yemeğe devam edilir. Çekirdekleri biriktirilir. Elma çekirdekleri, ayva çekirdekleriyle beraber yalnız elma çekirdeği de olur. Ezilip kaynatılır. Sabahleyin süzülüp balla tatlandırılarak gargara yapılır. Bu çaydan içmeye devam edilir.
13) Kalp ve damar açıcı: Elmanın yeni çıkan filizleri, oğul otuyla beraber kaynatılıp balla tatlandı-nlarak soğuk içilmeye devam edilir.
14) Bağırsak kurtları: Elma çekirdeği, kabak çekirdeğiyle beraber ezilip kaynatılır, sabahleyin süzülüp 1 su bardağı içilir. 1-2 saat yemek yenmez. 1 hafta devam edilir.
15) Uçuk, ağız içi iltihapları: Elma yenmeye devam edilir, aç karnına.
16) Mide ülseri: Elma yenmeye devam edilir.
17) Zehirlenme: Elma yaprakları kaynatılıp balla tatlandırılarak içilmeye devam edilir.
18) Sarılık: Elma kürüne devam edilir.
19) Karaciğer güçlendirici: Elma kürüne devam edilir.
20) Halsizlik: Elma şurubuna devam edilir.
21) Kansızlık: Elma şurubuna devam edilir.
22) Çıban: Elma pişirilip çıban üzerine lapası bağlanır.
23) Göz kuvvetlendirici: İçinde A vitamini olduğu için gözleri kuvvetlendirir.
24) Kolesterol: Elmayı kabuğuyla yemek kolesterolü düşürür.
25) Mikrop öldürücü: Kabuğuyla elma yenirse içeriğindeki malik asit mikroplan öldürür.
26) Kusma Bulantı: Hamilelik bulantıları ve normal bulantılara elma yemek çok faydalıdır.
27) Safra düzenleyici: Tatlı elma yemek safrayı düzenler.
|
ALKOL KULLANIMI Alkolü günümüzde stres atmak, duygudurumumuzu değiştirmek veya eğlenmek için kullanırız. Ergenler de ise merak , özenti ve kendini kanıtlama alkol kullanımında başta önemli nedenlerdir. Bu , arada bir seyrek kullanımlar bir süre sonra sıklaşmaya ve ilerledikçe karşı konulmaz bir alkol tüketimine döner. Bu süreçte kişinin hayatı birçok yönden değişir
MADDE KULLANIMI Madde kullanımında da alkol kullanımında geçerli olan nedenler aşağı yukarı aynıdır: gevşeme isteği , arkadaş çevresi , stres atma , rahatlama , özenti gibi . Genelde bir kez denemeyle başlar .
Ve madde kullanımı hakkındaki YANLIŞ DÜŞÜNCELER:
“Bir kereden bir şey olmaz ” “Herkes kullanıyor ” “Benim iradem güçlüdür bu yüzden bağımlı olmam ” “İstediğim zaman bırakabilirim ” tarzı düşünceler bağımlılığa dönüşmesine yol açar.
Uzun süreli alkol ve madde kullanımıyla görülen olumsuz değişimler: Ailesi ve sosyal çevresiyle ilişkileri bozulur ya da çevresi sadece kendisi gibi alkol ve madde kullananlardan oluşur. İş hayatı bozulur ; ekonomik sıkıntılar yaşamaya başlar Duygusal çökkünlük hali yaşanmaya başlanır. Cinsel hayatta sorunlar baş gösterir. Kültürel , sanatsal , sportif faaliyetlere katılamaz . Saldırgan davranışlar görülür. İntihar düşünceleri veya teşebbüsleri bulunur. Yanında eşlik eden başka madde kullanımları olabilir. Tabi bunların yanında birçok sağlık problemi de kendisini gösterir.
Alkol ve Madde Bağımlılığı Nasıl Oluşur? İlk olarak böyle merak veya özentiyle başlar. Daha sonra ‘zevk’ için ara sıra kullanır ama kişiye göre hala bırakabileceğini düşünür. Giderek daha fazla vaktini madde ile geçirir. Artık sadece ‘zevk almak’ için değil üzüldüğü zamanlarda da maddeye başvurur. Bir süre sonra madde almadığı zaman ortaya çıkan yoksunluk belirtilerini yok etmek için almaya devam eder.Bağımlı olduğunda da artık ‘zevk almak’ için değil ‘normal’ hissedebilmek için kullanır. . Bağımlılık bu şekilde oluşur .
Bağımlılıktan nasıl kurtulunur? Bağımlı olduktan sonra kurtulmak o kadar kolay gerçekleşmez . Bunun için kişinin tıbbi ve psikolojik yardıma ihtiyacı vardır.
Her iki madde alışkanlığının tedavisinde kullanılan yöntemler: İlaç tedavisi Bilişsel-davranışçı terapiler Grup terapileri Destekleyici psikoterapi Aile terapisi
8月12日
Alıntı
ZEMZEM SUYU...
|
|
|
|
|
|
ZEM ZEM SUYU' NUN HİKMETİ
1-) Avrupa`da laboratuarlarda yapılan araştırmaya göre Zemzem suyu diğer sulara göre çok daha az kükürt taşımaktadır.
2-) Yine ayni araştırmaya göre diğer sulara göre çok daha besleyicidir ve çok daha fazla mineral barındırmaktadır.
3-) Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği su anki teknolojiye göre bile bilinemiyor. Yakınlarında hiçbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklıkta. Bu şartlarda suyunu denizden veya başka bir kuyudan alması imkansız. Nasıl oluyor da yıllardır suyu bitmiyor, bunu kimse bilmiyor.
4-) Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin susuzluğunu giderir.
5-) Sadece 1,5 metre derinliğindeki ufacık bir kuyudan çıkan su, hac mevsimi boyunca milyonlarca hacının tüm su ihtiyacını karşılamaktadır ve hiçbir zaman ne azalma ne de kuruma göstermemektedir.
6-) Dünya Sağlık Örgütü (WHO)`nun raporlarına göre Dünyadaki en içilebilir ve sağlıklı sulardan biri.
7-) Amerika`da yapılan test sonuçlarına göre Dünya`da içinde mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan TEK su zemzem suyu.
ORAYA GİTMEYEN BİLEMEZ..
ZEMZEM SUYU
HER ZAMAN GELENLERİN MİKTARINCA AZALIR VEYA ÇOĞALIR.
HERŞEY RABBİMİN ELİNDE..
LEHUL MÜLK O..
O İSTERSE HERŞEY OLUR
YETER Kİ İSTESİN..
RABBİM
CÜMLEMİZE ORALARA GİTMEK
ZEMZEM SUYUNDAN DOYASIYA İÇMEK NASİP ETSİN..
YA RABBİ !!
BİZLERE DE HAYIRLI ÖMÜR,,
İMANLI YAŞAM VE
SANA KAVUŞMAK OLAN
SON NASİP ET..
AMİNN!!
  
zeynep's special execution
| |
| |
|
|
|
KUR'AN DİNLE
|
|
|
|
İNŞAALLAH
BOLCA HATİM YAPARIZ
zeynep's special execution |
|
SICAKKKK DAHA DA SICAKKKK OLACAKKK........... Sıcak çarpmasından korunmak için güneşin dik geldiği saatlerde açıkta bulunmayın, denize girmeyin, şapka, güneş gözlüğü ve şemsiye gibi güneş ışığından koruyacak aksesuarlar kullanın, açık renkli, hafif ve dar olmayan kıyafetleri tercih edin...
|
|
Sağlık Bakanlığı, yaz mevsimi ile birlikte artan sıcaklıkların sebep olduğu rahatsızlıklar ve bunlardan korunma yolları konusunda vatandaşlara uyarılarda bulundu. Bakanlıktan yapılan açıklamada, yaz mevsimi ile artan hava sıcaklıklarının insan sağlığını tehdit ettiği, özellikle sıcak havalarla birlikte; bebek, çocuk, yaşlı ve hamileler ile tansiyon, kalp ve şeker hastalığı gibi kronik hastalıkları bulunan kişiler başta olmak üzere herkes için ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıktığı vurgulandı.
Görülen rahatsızlıkların başında; sıcak çarpmaları, gıda zehirlenmeleri ve sıvı kaybına bağlı rahatsızlıklar geldiği belirtilenaçıklamada, bilinç kaybı ve ölümle sonuçlanabilecek olan bu olumsuz etkilerden alınacak bazı tedbirler ile korunmanın mümkün olduğunun altı çizildi.
SICAK ÇARPMASI Açıklamada, açık alanlarda dolaşanlar ile özellikle sahil bölgelerinde tatil yapan vatandaşların ısı ve nem artışı ile birlikte vücut ısısının ayarlanamaması sonucu sıcak çarpmasına maruz kaldıklarıbelirtildi.
Sıcak çarpmasının güçsüzlük, yorgunluk, baş dönmesi, bol terleme, adale krampları, davranış bozukluğu, sinirlilik, solgun ve sıcak deri,mide krampları, kusma, bulantı, hızlı nabız, bilinç kaybı ve hayal görme belirtileriyle ortaya çıktığı kaydedilen açıklamada, sıcak çarpmasına maruz kalanlar için yapılması gerekenler ise şöyle sıralandı: Hasta serin ve havadar bir yere alınır, Giysiler çıkarılır, Sırt üstü yatırılarak, kol ve bacaklar yükseltilir, Bulantısı yoksa ve bilinci açıksa su ve tuz kaybını gidermek için1 litre su -1 çay kaşığı karbonat -1 çay kaşığı tuz karışımı sıvı ya da soda içirilir.
Açıklamada, ayrıca bilinç kaybı ve diğer acil durumlarda 112 acil çağrı numarasından tıbbi yardım istenmesi gerektiği ifade edildi.
SICAK ÇARPMASINDAN KORUNMANIN YOLLARI Vatandaşların sıcak çarpmasından korunması için yapması gerekenlerin de belirtildiği açıklamada, bu olumsuzluklara maruz kalınmaması için vatandaşların özellikle güneşin dik geldiği saatlerde (saat 11.00 ile 16.00 arasında) açıkta bulunmamaları ve denize girmemeleri, çıkılacaksa, özellikle şapka, güneş gözlüğü ve şemsiye gibi güneş ışığından koruyacak aksesuarlar kullanmaları, dar kıyafetler yerine terletmeyen, açık renkli ve hafif giysileri tercih etmeleri, doğrudan güneş ışınlarına maruz kalmamaları, kapalı mekanların düzenli aralıklarla havalandırılmasına özen göstermeleri vesıvı kaybını önlemek için günde en az 2 litre sıvı almaya dikkat etmeleri gerektiği bildirildi.
Açıklamada, sıvı ihtiyacını karşılamak için başta su olmak üzere süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları, bitki ve meyve çayları tercih edilmesi önerildi. Bebekler ve çocuklar sıvı kayıplarını ifade edemeyebilecekleri için anne-babaların daha dikkatli olmaları için uyarıldı.
CİLT YANIKLARINA DİKKAT Güneş ışınlarına doğrudan maruz kalma durumlarında cilt yanıklarının da sıkça görüldüğü ve bilinçsizce yapılan uygulamaların ciddi tehlikelere yol açtığı ifade edilen açıklamada şunlar kaydedildi: “Güneş ışınlarına bağlı yanıklarda deride kızarıklık, ağrı ve yanık bölgesinde su toplanmasına bağlı şişlikler oluşur. Yanık, derinliği, yaygınlığı ve oluştuğu bölgeye bağlı olarak organ ve sistemlerde işleyiş bozukluğuna dahi yol açmanın yanı sıra; ağrı ve sıvı kaybına bağlı olarak şok meydana gelebilmektedir. Ayrıca bilinçsizce kullanılan kremler, diş macunu, yoğurt gibi uygulamalar yanığın iyileşmesini geciktirdiği gibi ciddi enfeksiyon riskleri de taşımaktadır. Vatandaşlarımız güneş yanıklarından korunmak için 15 dakikadan fazla güneş altında kalmamalı, daha uzun süre kalınacaksa koruyucu ve nemlendirici kremler kullanmalıdır. Güneş yanığı durumlarında ise temizlik ve hijyene dikkat edilmeli, sık sık soğuk suile yıkanmalı ve bol sıvı alınmalıdır. Yanık yüzeyinde oluşan şişlikler patlatılmamalı, yanık yüzeyi geniş ise mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
YETERLİ VE DENGELİ BESLENMENİN ÖNEMİ Yaz aylarında yeterli ve dengeli beslenmenin önemine de değinilen açıklamada, dört besin grubunda yer alan besinlerin imkanlar çerçevesinde her öğünde tüketilmesi gerektiği belirtildi. Et, yumurta, kurubaklagil grubunda; et, tavuk, balık, yumurta ve nohut, kurufasulye, mercimek gibi kurubaklagiller ile bir avuç kadar fındık, ceviz ve benzeri yağlı tohumlar, süt ve süt ürünleri grubunda;süt, yoğurt, peynir ve ayran, sebze ve meyveler ile ekmek ve tahıl grubunda; pirinç, bulgur, mısır, çorbalar, ve benzeri besinlerin tüketilmesi önerildi.
Besinlerin pişirilirken ızgara, buğulama, haşlama yöntemlerinin, enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlıları, dondurma gibi tatlılar tercih edilmesi gerektiği kaydedilenaçıklamada, şu tavsiyelerde bulunuldu: Yaz aylarında artan sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanmak ve günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketmek çok önemlidir. Başta kanser, kalp- damar hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları (kabızlık vb.) gibi birçok hastalığın önlenmesinde, kan şekerinin düzenlenmesinde sebze ve meyveler önemli rol oynamaktadır. Ayrıca sebze ve meyvelerde bulunan C vitamini antioksidan özellik göstermektedir. Örneğin; yeşil biber, maydanoz, çilek, erik gibi sebzeve meyvelerde bol miktarda C vitamini yer alır. Yumurta, süt ve süt ürünleri, kayısı gibi besinlerde bulunan A vitamini ve kurubaklagil, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlarda bulunan E vitamini yine antioksidan özellik göstermektedir ve yaz aylarında sıklıkla tüketilmelidir. Ayrıca sebze ve meyvelerdeki posa miktarının yüksek olması vücuttan zararlı maddelerin uzaklaştırılmasına ve kilo fazlası olanlarda kilo vermeye de yardımcı olur. Özellikle yaz aylarında dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin, sindirim rahatsızlıkları ve gıda zehirlenmelerine yol açabileceği göz önünde bulundurularak bunların tüketiminden kaçınılmalıdır. Sıcak havalarda besinlerin bozulma riski yüksektir. Özellikle et, süt ve sütlü ürünler potansiyel riske sahiptir.
|
Aşk Reçetesi
Aşk doğa eczanesinde nasıl elde edilir?
İlacın Adı: Aşk
Familya: Sevdaca
Bitki Adı: Aşkus Tadarus
Elde Edilişi: Aşkı elde etmek için türlü yöntemler vardır. Birinci yöntem için ilkel maddeler,para,bir çift söz ve bir çift kesici gözdür. Fakat bu yöntem pahalı olduğu için, endüstride başka yollarla elde edilir. Özellikle orta insanlar arasında aşk, parasız-pulsuz, belirli bir süre "gözleme" yardımı ile elde edilir. Bu şekilde elde edilen aşk saf değildir. Çeşitli randevularla kristalleştirilir ve daha sonra saf olarak elde edilir.
Fiziki Özellikleri:
Pembe renkli kristallerden olusur. Kalpte yerleşir. Keskin lezzetlidir. Özellikle iç organlarda hissedilir. İlk resmi tanımı Adem ile Havva tarafından yapılmış, sonra insanlar tarafından geliştirilmiştir.
Kimyasal Özellikleri:
Kaba sözlerden alınır. Formülü hemen değişir. Aslında aşk dayanıklı bir madde değildir. Parasızlık, sefillik, yalancılıkla "geçimsiz" bir ilaçtır.
Saflık Muayenesi:
Aşkın ne ölçüde "saf" olduğunu anlamak için ihanet, aldatma, matrak geçmeyle ne ölçüde dayanıklı olduğu anlaşılır.
Miktar Tayini:
Aşk enjekte edilmiş ve hassas tartılmış bir insan, bir haftada kilo kaybederse bu uluslararası ölçülere göre en az Romeo-Juliet, Türk ölçülerine göre Leyla Mecnun aşkına eşittir.
Kullanışı:
Nisan ve nikahta az dozlarla alınmalı, fazla miktarı, magandalardan para kopartmada kullanIılır. Aşk çeşitli biçimlerde görülebilir. Bilim aşkı, sanat aşkı, doğa aşkı gibi..
Teşhisi:
Kalp çarpıntısı. Uçma hissi, gözlerde kararma, sevdiğinden başkasını görememe şeklinde özel bir körlük. Mantık kaybı. Uykusuzluk, iştahsızlık, terleme..
Kullanışı:
Kalbi hızlandırmak için, alçak dozda.Sinir sistemini uyarmak için yüksek dozda. Moral ve cesaret verici neşelendirici. Ancak belli dozu yoktur. Hiç alınmazsa kişide kompleks yaratır.Yüksek dozda öldürücü, alçak dozda guldurucu etkisi vardIr.
İlacın Reklamı İçin Uygun Slogan:
Karanfilim ez beni, çift kanatlı tülbentten süz beni, sen kalem ol ben divit, reçeteye yaz beni...
İDEAL ERKEKLER
İDEAL ERKEKLERI SABIRLA BEKLEYEN BAYANLAR
|
İLK 4 AYDA BEBEĞİN BESLENMESİ
İlk 4 ayda yalnızca anne sütü ile beslenen bebekler ishal, zatürree gibi bulaşıcı hastalıklara ve alerjik hastalıklara daha az yakalanırlar, daha sağlıklı büyürler. İlk 4 ayda bebeğinizi sadece anne sütü ile besleyiniz. Bu aylarda anne sütü ile birlikte verilen ek besinler bebeğin anne sütünden yararlanmasını engeller.
Bu aylarda, hastalık durumu ve çok sıcak havalar dışında bebeğinizin su gereksinimi yoktur. Eğer vermeniz gerekli ise kaynatılmış ve şekersiz su veriniz.
İlk günlerde gelen anne sütü çok besleyicidir, bebeğinizi sık sık emzirerek bu sütten yararlanmasını sağlayınız.
Anne sütünün artmasını sağlamak için göğüslerinizin boşalması gerekmektedir. Bu nedenle bebeğinizi sık besleyiniz. Bebeğinizin emmediği durumlarda göğsünüzü pompa ile mutlaka boşaltınız.
Tüm annelerin sütü yararlıdır. Sütünüz size sulu gelebilir. Bu anne sütünün genel özelliğidir, bu konuda endişe etmeyiniz.
Bebeğiniz her beslenmeden sonra az miktarda kaka yapabilir. Bu durum normaldir, endişelenmeyiniz.
Bebeği emzirirken göğüs uçlarında acıma, çatlak gibi durumlar sık görülebilir. Bu durumda bebek sık emzirilmeli ve göğüs başları kuru tutulmalıdır.
Emziren anneler her zaman sutyen giymelidirler. Sutyen bol ve pamukludan yapılmış olmalıdır.
Anne sütünün yetmediği inancı ile doktora danışmadan yeni bir gıdaya başlanmamalıdır. Düzenli kilo alan, günde 6 defa beslenebilen, bezini günde 6 kez ıslatan ve 1-2 kez de kaka yapan bir bebek anne sütünü yeterince alıyor demektir.
Anne sütünün yeterliliği en iyi, çocuğun gereken kiloyu alması ile anlaşılır. Bu nedenle bebeğinizi düzenli aralıklarla sağlık kontrolüne götürünüz.
Çalışan anneler sütlerini sağdıktan sonra 20 dakika kaynatılarak steril edilmiş şişelerde buzdolabı raflarında 24 saat, buzlukta ise 6 ay saklayabilir. Saklanan anne sütü hiçbir zaman kaynatılmamalıdır.
Bebeklere ilk yaşın sonuna kadar kaynatılmamış su verilmemelidir.
Emzirme Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler
1-Emzirmeye başlamadan önce ellerinizi yıkayınız.
2-Emzirirken sırtınızı dayayabileceğiniz şekilde rahat oturunuz.
3-Her gün banyo yapamayan anneler, meme başlarını günde bir kez sabunlu su ile silmelidirler. Meme başlarının nemli olması meme başı çatlaklarına yol açar.
4-Emzirirken meme ucu ve etrafındaki kahverengi halkanın çocuğun ağzını tamamıyla kapatacak şekilde olmasını sağlayınız.
5-Emzirirken çocuğunuzun burun deliklerinin açık olmasına dikkat ediniz.
6-Her emzirme öğününden sonra bebeğinizin gazını çıkarttırınız.
7-Beslenme programını bebeğinizin isteğine göre düzenleyiniz. Bu istek 2 saat aralıklarla bile olabilir, buna uyunuz.
Bebeklerini emziren annelerin iyi beslenmesi anne ve bebek sağlığı açısından önemlidir. Bu nedenle anneler;
Günde 2 lt (10 su bardağı kadar) sulu gıdalar (su, süt, az şekerli limonata, komposto, çorbalar vb.) almalıdır.
Günlük beslenmesinde en az 2 su bardağı süt veya yoğurt, 1 köfte kadar et, 1 adet yumurta, 3 ince dilim ekmek veya 3 porsiyon unlu yiyecek, 2 adet meyve bulunmalıdır. Anne, süt verirken sigara içmemeli, çay ve kahve gibi besleyici değeri olmayan içecekleri tüketmemelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|