|
|
8月14日
Alıntı
nasihatler
NASİHATLER Emânete ihânet etmeyin... Hâlinizden şikâyet etmeyin… Büyüğünüze emretmeyin… Boş şeylerde ısrar etmeyin... Câhillerle sohbet etmeyin… Nefesinizi boşa tüketmeyin… İnsanları bekletmeyin… Etrafınızı kirletmeyin… Hayatınızı mahvetmeyin… Kimseye minnet etmeyin. İnsanları yüzüne karşı methetmeyin… Kimseye küfretmeyin... Kötülüğe meyil etmeyin… Malınızı boşa sarf etmeyin… Sırrınızı açık etmeyin… Her şeyi merak etmeyin… Suçunuzu inkâr etmeyin… Şerefinizi kaybetmeyin… Vatanınızı terk etmeyin… İyiliğe niyet edin… Büyüklere hürmet edin… Sıkıntıya sabredin… Aza kanaât edin… Sözünüzde sebat edin… Bildiğinizle amel edin… Hatanızı kabûl edin… Yaramaz ise def edin... Varken tasarruf edin… Âlimlerle sohbet edin... Nefsinizle inat edin… Sofranıza dâvet edin… Zararlıysa men edin… Seviyorsanız ifâde edin… Kalbleri fethedin... Misâfire ikram edin... Muhtâca yardım edin... Bilseniz de istişare edin… Tehlikeye dikkat edin… Hakkı teslim edin... Unutacaksanız kaydedin… Esirgemeyin lûtfedin... Gariplere merhamet edin…  Kazanmaya gayret edin… Çalışanı takdir edin… Başarıyı tebrik edin… Mâzereti kabûl edin… Her an tevekkül edin… Hastaları ziyâret edin… Çocuğunuzu terbiye edin… Herkese tebessüm edin... Güvenseniz de kontrol edin… İnanmayana ispat edin… Fakirleri gözetin… Hayır için sarf edin… ve bir seçimde oy hakkınızı kullanma aşamasına geldiğinizde kimi niye seçeceğinizi bilin... ve kullandığınız oyun arkasında durun... yaşamınızı dört duvar dışına çıkarın.. ettiğiniz yeminleri tekrar etmekten çekinmeyin
 7月22日
| Aşk, dünyanın en güzel, en sıcak en yakıcı duygularından bir tanesi. Aşkı anlatmak istedim bu yazımda. Okur musunuz?
| |
| Aşk için çok şey söylenmiştir. Şarkıların çoğu aşkı anlatır. Romanlar, şiirler, hikayeler, uzun yazılar yazılmıştır onun için. Kime sorsanız aşkı, dilinin döndüğünce anlatır. Çünkü herkesin bir gönül hikayesi vardır. Yani ucundan ya da derininden yaşamıştır aşkı. Kimi yeni aşıktır havalarda uçar, kimi aşkın dibine vurmuştur içi yanar.
Peki, bu aşk denen duygu nasıl bir şeydir? İçimden aşkı, aşka sormak geliyor, �sen nasıl bir şeysin?� diye, ama yanıt alamayacağımı bilmiyorum. Keşke söylese, �ben şuyum, bunları yaparsan, seni hep mutlu kılarım, ama şunları yaparsan seni hep üzerim� dese. Ne güzel olurdu. Fakat böyle bir şansımız yok. Biz bulmak zorundayız onun nasıl bir şey olduğunu. Acısıyla sevinciyle yaşamalıyız onu.
�Yiğidi öldür, hakkını ver� demişler. O yüzden ilk başladığında, ayağımızı yerden kesen, bizi bambaşka bir aleme götüren adeta dünyamızı tersine çeviren bir duygu olduğunu söylemek gerekir. Ha bir de, tamamen davetsiz bir konuk olduğunu söylemeliyiz. Ne zaman kapıyı çalacağı hiç belli değildir. Bir bakmışsınız kapıda bitivermiş. Size �ben geldim� diyor. Bu durumda kapıyı açıp �hoş geldin� demek mi gerekir, yoksa �aman evde olduğumu belli etmeyim, bu davetsiz misafir de nerden çıktı� demek mi gerekir? Fakat o, öyle bir şeydir ki, kapıdan kovsanız bacadan gelir.
�Bu misafir başta iyidir hoştur da sonra çok canımı sıkar, beni üzer, en iyisi içeri almayım� deyip, kapıyı pencereyi sıkı sıkı kaparsınız ama bacayı tıkamaya vaktiniz olmadan o içeri sızıverir. Tıpkı size mutluluk veren ilkbahar havası gibidir önce. Derin derin solumak, içinize çekmek istersiniz. İliğiniz kemiğiniz anlatılmaz bir coşkuyla dolar. Ayaklarınız yerden kesilir, bulutların üstüne yükselirsiniz. Artık tüm kapıları, pencereleri açmışsınızdır. Bahar havası evin her yerini kaplamıştır. Mis gibi kokar. Siz de şimdi bahar sarhoşusunuzdur. Fakat bilirsiniz ilkbaharın ömrü kısadır. Ardından yakıcı yaz sıcakları gelir. Sizi yakar kavurur. Hatta pişirir. �yandım, şu havalar bir serinlese� dersiniz. Ama iş işten geçmiştir.
İşte aşk aynen böyledir. Canı istediği anda çıkar gelir. Bazen kısa, bazen uzun süre kalır. Bu davetsiz misafir başına buyruktur. Ne zaman ne isteyip, yapacağı hiç belli değildir. Bir bakarsınız size dünyanın en güzel duygularını yaşatır, bir bakarsınız sizi dünyaya geldiğinize bin pişman eder. Zaman gelir onu kontrol altına almak istersiniz. � Ben bu kadar iradesiz miyim, neden kendimi bırakıyorum, neden duygularıma sahip olamıyorum?� dersiniz. Kendinize çeki düzen vermeye çalışırsınız. Ama genellikle başaramazsınız. Çünkü o tüm bedeninize ve ruhunuza, yoğunluğunu yaşatmadan sizi özgür bırakmaz. Bir kez sizi ele geçirmeye görsün. İstediğini yapmadan asla gitmez.
İnişleri çıkışları vardır. Tek düze olduğu zamanlar azdır. Monotonluk ona göre değildir. Monotonlaştığı zaman bilin ki gidicidir. Zaten çok uzun süreli bir konuk da değildir. Eğer size çok ısındıysa, iniş ve çıkışlarından sonra alışkanlığa ve sevgiye dönüşür. İşte o zaman rahatlarsınız. Çünkü sevgi, aşktan başkadır. Sevgide bağışlama vardır, hoşgörü vardır, hepsinden önemlisi merhamet vardır. Belki aşkın deli heyecanı, iç kıpırtıları, ürpertileri onda yoktur ama sevgi dingindir. Sizi daha mutlu eder. Yeter ki aşk sevgiye dönüşsün. Bir de bu dönüşümü gerçekleştiremeden gidişi var. İşte o zordur. Zaten davetsiz gelmiştir, kalbinizde başına buyruk konuk olmuştur, ne sevinçler, ne hüzünler, ne acılar yaşatmıştır. �Tam şimdi sefasını süreceğim� derken çekip gitmiştir. Arkada derin izler bırakarak. Kanatmıştır, acıtmıştır, hatta başlarda yaşadığınız güzellikleri hatırlamayacak kadar canınızı yakmıştır. Sonunda ardına bile bakmadan koşar adım gitmiştir. En zoru da bu gidiştir. Siz canla başla emek vermişsinizdir. Her şeyden sakınıp, ona gözünüz gibi bakıp, sarıp sarmalayıp büyütmüşsünüzdür. Çocuğunuz gibidir. Sanki sizi asla bırakıp gitmeyecek diye düşünmüşsünüzdür. Ama biliyorsunuz bazı çocuklar hayırsız çıkar. Yuvadan çok erken uçup, arayıp sormazlar. İşte sevgiye dönüşmeden çekip giden aşk, o çocuklar gibidir. Ondan geriye sadece hayal kırıklığı, acı ve hüzün kalır.
Peki, şimdi siz ne yapacaksınız? Karalar bağlayıp, hayata mı küseceksiniz? Hüzünle biten aşkın yasını mı tutacaksınız? Yoksa �bir daha asla aşık olmayacağım� mı diyeceksiniz? Unutmayın aşk davetsiz misafirdir. �Bir daha asla� deseniz de ne zaman yeniden karşınıza çıkacağı hiç belli olmaz. Aşk ne kadar canınızı yaksa da ona sonsuza kadar kalbinizin kapısını kapalı tutamayacağınızı bilmelisiniz. Bu gerçeği kabullenmeli ve giden aşkın yasını uzun süre tutmamalısınız.
Bu durumda yapılması gereken yaralarınızı bir an önce sarmaktır. Asla kendinizi bırakmayın. �Zaman en iyi ilaçtır� derler ya, çok doğrudur. Olan olmuş, giden gitmiştir. Acısıyla baş etmek de size kalmıştır. Bari bu işi yaparken iradenizi kullanın. Kendinize �zaten benim olmayı hak edecek kadar iyi değildi, kalmak istemeyip giden için ben niye üzüleyim� deyin. Sizi istemeyeni, siz niye isteyeceksiniz ki? Niye hayatınızı zehir edeceksiniz? Yaralarınızı sarmak için önce aklınızı başınıza toplayın, sonra hayata sıkıca sarılın. Acılarınızı dinmesi için zamana bırakın.
Bence aşk böyle bir şey. Siz yazdıklarıma ne kadar katılırsınız bilemiyorum ama ben aşka bu gözle bakıyorum. Bana göre hayat farklı sınavlarla doludur. Aşk, bu sınavlardan biridir. Ya kazanırsınız, ya kaybedersiniz. Ama her kayıptan bir ders çıkarırsanız başka sınavlarda kaybetme olasılığınız azalır. Bunu bir dost tavsiyesi olarak kabul edin ve hayatın sınavlarla dolu olduğunu hatırlayın.
Sevgiye dönüşen nice aşklar diliyorum, tüm isteyenlere�
| 7月18日
|
Erzurum’un itibarlı alimlerinden biri de Mehmet kırkıncı Hocaefendi’dir. Eserlerinden de anlaşılacağı üzere hocaefendi hoş sohbet, yumuşak yaklaşımlı, nüktedan bir irşad üslubuna sahiptir. Kimseyi itham etmez, ayıplayıp suçlamaya yönelmez. Mutlaka bir nükte, bir fıkra ile Konuyu rahatlatır.tatlı bir yaklaşımla irşadını etkili kılar. Nitekim günün birinde oldukça zengin biri müracaat eder hocaefendiye. -her şeyim var; fakat huzurum yoktur. Bana bir çare bul, der. Sözlerine şunu da ilave eder: -doktorlar muayene ediyorlar, hiçbir rahatsızlığın yok diyorlar. Hatta vücudumda vitamin eksikliği dahi olmadığını söylüyorlar.
İşte burada hocaefendi söze karışır:
-Dur bakalım dur, der. Bir de biz bakalım şu vitamin eksikliğine. Eğer dedikleri gibi vitamin bolluğu olsaydı, sende bu rahatsızlık olmayacaktı, mutlaka işin içinde bir eksiklik söz konusu…
Sorusunu şöyle sorar:
-Saçlarda yaşlanma belirtisi olan beyazlanma başlamış. Namazlarını kılıyor musun? İbadetle aran nasıl? Adam zorla da olsa gerçeği itiraf eder: -Hayır henüz namaz kılmaya başlamadım. Hocaefendi: -Bak, der, Sende manevi vitaminlerden (A) vitamini yok, gördün mü? Sonra tekrar sorar: -Oruçla aran nasıl? Tutuyor musun? Adam yine zorlanır: -Hayır, der, henüz oruç tutmaya başlamadım. -Ooo, der hocaefendi, sende (B) vitamini de yok. Sormaya devam eder: -Zengin olduğunu söyledin, zekatını nasıl hesap ediyorsun? -Şey, der, yani henüz zekat filan da vermiyorum. Hocaefendi büsbütün hayrettedir: -Bak hele, der, sende (C) vitamini de yoktur. Nasıl huzur bulacaksın bunca vitamin eksikliğiyle? Aralarındaki diyalog şu şekilde sürer gider: -Hacca gittin mi? -Henüz hacca gidecek vaktim olmadı. -Neler söylüyorsun sen. Demek sende (D) vitamini de yok.
Peki, birde aldığın gıdalara bakalım. Kazancına haram karışıyor mu? -Evet az da olsa karışıyor. -Gördün mü, der hoca efendi. Sen mikroplu gıdalar da almışsın. Elbette huzurun olmaz, Rahattan mahrum kalırsın…
Hocaefendi sözlerine şunları da ekler: -Bütün bunlara rağmen senin kurtulman yine de mümkün. Çare vardır. Yeter ki sen bu vitamin eksikliğini tamamla. Bir de mikroplu gıda alma. Allah’ın izniyle sende en küçük bir rahatsızlık, huzursuzluk kalmayacak, turp gibi olacaksın. Nasıl, beğendiniz mi hoca efendinin yaklaşımını? Siz de kendinizi bir kontrol edin. Var mı sizde de bazı manevi vitamin eksiklikleri, yahut da mikroplu gıda alma durumu? Varsa hemencecik tedbir alın, vitaminlerinizi tamamlayın, eksik bırakmayın. Mikroplu gıdadan da uzak durun. (insan vücudunun A, B, C gibi vitaminlere ihtiyacı olduğu gibi; ruhunun da, namaz, oruç, zekat, hac ibadetlerine manevi vitamin olarak ihtiyacı vardır.)
Ahmed Şahin | 4月26日
Alıntı
peygamberimiz s.a.v kapımızı calsa...
Eğer birgün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse yalnızca bir kaç günlüğüne.Aniden çalsa kapınızı merak ediyorum.Neler yapacağınızı –Biliyorum böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı O’na sunacağınız tüm yemekleri en iyisi olacağını …. –Ve inandırmaya çalışacağınızı O’nu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı. Gerçekten de evinizde O’na hizmet etmekten alacağımız hazzı. –Fakat söyleyin bana Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde –O’nu kapınızda mı karşılayacaksınız? Yoksa onu içeri almadan önce , –Aceleyle bazı dergileri, gazeteleri çabucak saklayıp ;yerine Kuarn-ı Kerimimi koyacaksınız?Peki hala Amerkan filimlerini seyredecek misiniz, televizyonda ? –Ya da kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle O size kızmadan önce? –Kimbilir belkide ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını dilerdiniz.Hatırlayabildiğiniz en son çirkin kelimenin …. –Peki ya; –Dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız? –Ve bunu yerine ortalığa kitaplığınızın raflarında tozlanmış hadis kitapları mı çıkaracaksınız? –Yoksa telaşla “ne yapayım” diyerek, sağa sola mı koşturacaksınız ? –Merak ediyorum –Eğer Peygamber Efendimiz, –Birkaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa yapmaya devam edecek misiniz.Her zaman yaptığınız şeyleri?Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı?Her yemekten sonra sofra duası etmeyi yine zor mu bulacaksınız? –Hiç yüzünüzü asmandan –Oflayıp puflamadan her vakit namazınızı kılacak mısınız? –Ya sabah namazı için, sıcacık yataktan erkenden fırlayacak mısınız? –Peki ya yine mırıldayacak mısınız? –Her zaman söylediğiniz şarkıları –Ve okuyacak mısınız her zaman okuduğunuz kitapları? –Peki izin verecek misiniz ? –Aklınızın ve ruhunuzun beslediği şeylere? –Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz? Şöyle diyelim ya da, –Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de? –Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız? –Tanıştırmaktan onur duyarmısınız en yakın arkadaşlarınızı O’nunla? –Yoksa hiç karşılaştırmamasını mı umardınız Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle ? –ŞİMDİ SÖYLEYİN AÇIK YÜREKLİLİKLE O’NUN KALMASINI İSTER MİSİNİZ SİZİNLE SONSUZA DEK, HEP BİRLİKTE? –YOKSA RAHAT BİR NEFES Mİ ALACAKSINIZ. ZİYARETİ BİTİP GİTTİĞİNDE? –Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi?! –Bilmek ve düşünmek eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretimize gelse yapacağımız şeyleri? -Her gün biz Müslümanız diyoruz ama bir imansızdan farklı olara bir gün akşama kadar Allah rızası için ne yapıyoruz aceba kaç kişiyi güldürüyor derdine ne kadar ortak olabiliyoruz . -Peygambere ve Allaha inanıyoruz ama onun dediklerini yapmıyoruz. Dedim ya bir gün Peygamber efendimiz gelse evimize halimiz nice olur. Evimizde ondan neyi ve nasıl saklarız hiç düşündünüz mü?. -Elbise dolabındaki kısacık etekleri, cöpe attığımız sayısızca nimetleri,Mazluma edilen bunca zulumleri, yerini bile hatırlamadığımız Kuranı kerimi, daha fatiha suresini bile ezberleyemediğimizi peygambere nasıl anlatırız hiç düşündünüz mü? COK KONUŞMAK DEĞİL COK DÜŞÜNMEK GEREK…………………..
Alıntı
mutlu olmanın yolları
mutlu olanın yolları
-
kendinize,insanlara ve bütün herşeye GERÇEKÇİ ve DOĞRU bakmanın yollarını öğrenin
-
herkesin bir kusuru olabileceğini baştan kabullenin
-
hiç kimsenin dört dörtlük olamayacağını iyi bilin
-
rahat ve huzurlu olmanın yollarını öğrenin
-
geniş düşünmenin yollarını öğrenin
-
insanlara,hayvanlara ve canlılara biraz daha merhametli olmaya çalışın
-
öldüğünüzde tanıdıklarınız tarafından nasıl anılmak istediğinizi kendinize sorun
-
değer verilecek insanlara değer verin
-
yaptıklarınız için hemen mükafat beklemeyin meçhul asker olmaya bakın
-
şimdiki zamanı en iyi, en güzel,en verimli şekilde kullanmaya çalışın
-
sabırlı olmanın yollarını öğrenin
-
büyük şeyleri öğrenip onları kafanıza takın
-
kendinize ve sevdiklerinize zaman ayırın
-
insanları kendi gerçekleri ile tanımaya çalışın
-
milyonlarca doğru olabileceğini de düşünün
-
herşeyin iyi yanını da görmeye bakın
-
iki şeyi beyninize kazıyın:SABIR ve ŞÜKÜR
-
ŞUNU UNUTMAYIN NEYİ ARIYORSANIZ SİZİN DE DEĞERİNİZ O KADARDIR
-
HERŞEY ALLAH (C.C)DENDİR
(ALINTI) 4月25日
Alıntı
Arıların bir bildiği var
1. Arılar 1 gram bal için çiçeklere en az 7000 uçuş yapıyorlar.
Sen ömür boyu mutluluk için yüzlerce kez pişman olmayı, binlerce kez naz çekmeyi, onlarca kez kavga etmeyi, anlaşmazlığa düşmeyi, hayal kırıklığına uğramayı, çiçekler getirmeyi,
çikolatalar almayı, yüzlerce kez özür dilemeyi, binlerce kez sözünü geri almayı, binlerce kez “affet beni” demeyi, on binlerce kez “seni seviyorum” demeyi göze almalı değil misin?
2. Bir kg bal için ise 40 bin tane arı, 6 milyon çiçeği dolaşıyor.
Sen bir tutam sevda için, hiç bitmeyecek bir aşk için, en az beş duyunla, onlarca duygunla, binlerce güzel sözle, yüzlerce bakışla, susuşla, dinleyişle, dokunuşla, sevdiğinin beş duyusunu dolaşmalı, yüzlerce beklentisini karşılamalı, onlarca duygusuna karşılık vermeli, hayal kırıklıklarına, tedirginliklerine, nazlarına, kaprislerine, hüzünlerine, pişmanlıklarına, taşkınlıklarına, vurdumduymazlıklarına, kararsızlıklarına, korkularına, kaygılarına doğru yolculuk etmeli, onun kalbinin bütün köşelerini, aklının bütün kıvrımlarını, ruhunun bütün vadilerini dolaşmalı değil misin?
3. Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını emiyor ve 100.000 km kanat çırpıyor.
Evinde mutluluğu ağırlayabilmek için, kalbine aşkı doldurabilmek için, hayattan umduğunu bulabilmek için, çokça zahmete katlanmalı, çokça engelleri aşmalı, eşini anlamak için, onu bir çiçek kadar özel görmeli, ona konuşurken en az bir arı kadar seçici olmalı değil misin? Çiçekler nektarlarını gizlerler; arı çalıştığı için özlerini bala çevirirler; sen de eşinde saklı olanı açığa çıkarmak için çalışmalısın, sürekli kanat çırpmalısın.
4. Arılar bu çalışmanın arasında birbirlerine bakıp bakıp “Neden hep ben çalışıyorum?” demiyorlar. Her biri kendisinden bekleneni yapıyor o kadar.
Sen “hep ben bir şeyler yapıyorum, peki ya sen?” derken, eşine de aynı soruyu sorma hakkı tanımış olduğunun farkında değil misin? Sen sana düşeni yap; ona düşen ise ona kalsın. Sen kendinden bekleneni yapınca, hiç olmazsa eksik olan bir yarıyı tamamlamış olacak değil misin? Ama “önce sen yap ki…” dedikçe, elinde yarım bile olmayacak, sonuçta daha çok eksiğin olacak.
5. Bir arı kolonisinin 1 kg bal üretebilmesi için 8 kg bal tüketmesi gerekiyor. Bu da koloninin 6 kez dünya çevresini dönmesi anlamına geliyor.
Sevgiyi biçmek istediğin yere sevgi ekmelisin. Mutluluk almak istediğin tarlaya emek vermelisin. Dünyanın en güzel çiçeği bile bakımsız kalınca soluyor, renklerini kaybediyor. Arılar nasıl başkalarına verecekleri 1 kg bal için 8 kg balı kendileri için harcıyorlarsa, sen de 1 kg bal tadında aşk beklediğin eşinin hiç olmazsa 1 kg’lık (aslında 8 kg olması gerekiyor!) bal tadında aşkı almasına izin vermelisin. Korkma, bunun için dünya çevresini 6 kez dönmen gerekmiyor! Onu sarıp kucaklaman, kalbini çepeçevre kuşatman yeter de artar bile.
6. Arılar bunu binlerce yıldır yapıyorlar; çünkü onların fıtratına vahyedilmiştir bal yapmak.
Sen hiç olmazsa sadece bugün arılar gibi davran. Dün arılar gibi davranmamış olsan da önemli değil; dünkü gün geçti. Dün yaptıkların/yapmadıkların bugün yapacakların konusunda ayağına çelme takmasın. Arılar gibi davranmak için yarını da bekleme. Şunu kesinlikle bil ki, yarın hiç gelmeyecek; gelince adını “bugün” diye değiştirmiş olacak. Buna göre, “yarın” yaptığın bir şey olmayacak. Ne yaparsan “bugün” yaparsın. Bugün yaptığın her iş bir ömür boyu yaptığın iş olur.
Sabrın ancak bugünün hakkını vermeye yeter. Üstelik kalbini dinlersen, kalbine sevmek için vermek gerektiğini söyleyen “sözler” kazındığını sen de fark edeceksin. Senin fıtratına da sıradan işlere bile aşkla başlamak, olağan şeylere bile olağanüstü hayranlıkla bakmak vahyedilmiştir.
7. Arılar iğnelerini ancak hayatları tehlikeye girdiğinde kullanıyorlar ve sadece bir kez kullanıyorlar.
Sen de kendini tehlikede görebilirsin. İğneni kullanmakta kendini haklı gördüğün zamanlar olabilir. Ama, unutma ki iğnenin en tehlikeli ucu kendine batmaktadır. Eşinin canını yakman senin canını da yakıyor olmalı. Sevdiklerine acı vermen en başta seni acıtıyor olmalı. Mutsuzluk üretenlerin hiçbiri mutlu değildir; unutma. Oysa mutluluk ne kadar bulaşıcıdır!
8. Bir arı kendi ağırlığının 330 katı yük çeker.
“Bunca sözün bana faydası yok ki…” diyorsan, “Artık sabrım kalmadı, dayanamıyorum!” diye düşünüyorsan, bir kez daha bak kendine; belki de kapasitenin hepsini kullanmıyorsun. Taşıdığın yük taşıyabileceğinin hepsi değil belki de…
9. Arılar çiçekleri sever, kovana elleri boş dönmezler.
Sen de, sevdiğin de çiçekleri seviyorsanız; eve elin boş dönme.
10. Arıların bu yazıdan haberleri yok.
Senin haberin olsun. SENAİ DEMİRCİ
4月6日
Alıntı
HAYATA DAİR PÜF NOKTALARI
Alıntı
Bir Anneden Kızına Nasihat
Yavrum!
Şimdi sana kırk yıllık evliliğimin tecrübelerine dayanarak bazı nasihatlerde bulunacağım. Bu nasihatlerime uyarsan dünyada mutlu bir ömür geçirdiğin gibi, âhirette de ebedî saadete ulaşırsın.
1. Kanaatkâr ol! Yani, kocan tarafından getirilen yiyecek ve giyecek her şeyi memnuniyetle kabul et! Çünkü kanaat, kalbi huzura kavuşturur. 2. Söylenenleri daima iyi dinle ve kocanın meşru emirlerine itaat et. 3. Evin ve her şeyin her zaman, temiz, muntazam ve düzenli olsun. 4. Eşinin yemek saati ile uyku saatine dikkat etmelisin. Açlık insanı huysuz eder, uykusuzluk ise öfkelendirir. 5. Evinin mallarını ve eşyasını iyi koru! Yaptığın işleri, iyilikleri başa kakma. İyiliğe karşı iyilik çabuk unutulur, fakat kötülüğe karşı yapılan iyilik unutulmaz. 6. Eşinin yakınlarına güzel muamelede bulun. Kocanın hatâlarını, yalnız iken, yumuşak bir şekilde söyle. 7. Eşinin sırlarını hiç kimseye söyleme! Karı-koca arasındaki sırlar, kabre beraberlerinde gömülmelidir. 8. Eşinin üzüntüsünü ve neşesini paylaş! Ona her yönüyle iyi bir hayat arkadaşı ol! Yalan, yuvayı içten içe yıkan bir kurttur. 9. Aranızdaki problemleri kendiniz halledin! Sakın bunları, bize ve başkasına taşıma! Kimseden medet umma! 10. Kocandan, almakta zorlanacağı, gücünün yetmeyeceği şeyleri isteme! 11. Kadının güzel huylusu, eşine cennet nimetidir. Sen kocana cennet nimeti ol!
Aynı kurallar erkekler için de geçerlidir.....
|