NEVZAT ELÇİ 的个人资料NEVZAT ELÇİ'nin ALANI照片日志列表更多 工具 帮助

日志


9月4日

ORUÇ İNSANI MELEKLEŞTİRİR

Oruç İnsanı Melekleştirir...

Ubade ibni Samit Radiyallâhu Anh anlatıyor:

Ramazan ayının başladığı bir günde Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:

"İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah’ın rahmeti sizi kuşatır. O ayda yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir, dualar kabul olunur.

Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder.

Öyleyse kulluğunuzla kendinizi Allah’a sevdirin. Bu ayda asıl şaki olan, Allah’ın rahmetinden nasibini alamayan kimsedir.
" (et-Tergib ve’t-Terhib, 2:99)

 



İnsanı meleklerden ayıran en önemli özelliği nefis sahibi olmasıdır. İnsan yer, içer, evlenir; üzülür, öfkelenir, günah işler. Fakat oruçlu iken belli bir süre için yiyip içmesini terk eder, zevklerine sınır koyar. Nefsinin ihtiyaçlarına cevap vermez, her dediğini yapmaz.

Bu arada yalan, gıybet gibi günaha sokan işlerden de kendini çeker. Gereksiz hareketlerden uzak durmaya çalışır.

İşte insan bu haliyle meleklere benzer. Çünkü melekler de yiyip içmezler, evlenmezler, günah işlemezler. Çünkü nefis taşımıyorlar.

Oysa insan nefis taşıdığı halde nefsine hakim oluyor, onun her isteğine uymuyor. Öyle ki manevî hali itibariyle melekleri bile geçebilecek vaziyete bürünüyor.

Cenab-ı Hak, arzularını dizginleyen mü’min kullarıyla meleklere karşı iftihar ediyor, onları meleklere örnek gösteriyor. Oruç tutan insanın kendi katındaki derecesini ifade ediyor. Mü’min de bu iltifata karşı, kendisini Allah’a sevdirmeye, Ona olan kulluk görevinde ciddi olmaya, yaratılışı doğrultusunda yaşamaya çalışmalıdır.

9月2日

U N U T A C A K S I N


 
unutacaksın...

Unutacaksın... Ömür boyu sevgisini verebilecek birini bulduğunda adımı bile...

Ve inan bitanem unutulmak çokda acıtmıyor canımı eğer sen mutlu olacaksan...
unut beni canımın içi...
sil adımı o elmas kalbinden başka bi meleğin adını yaz silmen gerekmeyen..
unut beni kalbimin en değerli üyesi...
sil bütün belleğinden beni öylesine mutlu günler yaşa ki; hatırlama bu günleri...
unut beni ilk fatihim tek olmasını istediğim, imkansızlıklarda sevdiğim...
unut ki; canını acıtmasın ne adım ne hatıralarım...
Asla istemem adımı andığında yüreğinin karalar bağlamasını..
bir iz kalacaksa benden sana hatıra
sadece olmak isterim ufacık bir tebessüm dudaklarında...

Sil beni önce gecelerinden sonra gündüzlerinden...
sil beni önce yüreğinden sonra benliğinden...
Sil beni önce geleceğinden sonra mazinden...
sileceğim bende seni... zaten silmek için yazmamışmıydık...
sileceğimizi bildiğimizden sayfalarca yazmamıştık...
ömrümüzde birbirimiz için birkaç sayfa olarak kalacağız...
az ve öz...kısa ama her satırında mutluluk kokan gül yaprakları serpiştirili...
sil beni gözümün nuru...
Belki biraz silinmişliğin izleri kalacak, onlarda zamanla yeni yazılan mutluluk satırlarıyla yok olacak...
Sileceğim bende seni canını acıtmamaya çalışarak, usulca göze görünmeden yok olarak...
Çok zor olacak, istemeyerek, kanlı yaşlar dökerek...
Belki bazen silmekten vazgeçeceğiz, durup tekrar gözden geçireceğiz bu kararı
ama her seferinde ayrılığın kaçınılmaz olduğu, vuslatın imkansızlığı hançer gibi saplanacak yüreğimize...
Halimiz takatimiz olmadığı halde devam edeceğiz
bu dayanılmaz yolculuğa...
çöllerde susuz kalıp yanacağız...
ayazda güneşsiz kalıp donacağız...
Yolun sonunda ışığı göreceğiz... İlahi bir ödül ile ödüllendirileceğiz...
Doğruyu seçtik Rızayı İlahiyi istedik...Geleceği Mevlamıza havale ettik...
"KADER KARBEYAZ KAĞIDA SÜTLE YAZILMIŞ YAZI,
ELİNDEYSE GELDE AYIR KARBEYAZDAN KARBEYAZI"
dediği gibi Necip Fazılın ayırt edemeyiz yazıyı.. Ancak yazan bilir yazılanı... tek çare
kaderi yazana havale edip karbeyazların ayrışmasını beklemek...
Beyaz beyazdan ayrıldığında aydınlanacak yolumuzda...
Eğerki karbeyaz yazıdaki kaderim sen isen
doğru zaman ve doğru mekanda yine karşılaştırır Rabbim...
Lakin benim kaderimde sen, senin kaderinde ben yoksam; dağlarıda delsek, çölleride geçsek,
tüm yolları denesek nafile...
kaderimdeysende değilsende... öyle yada böyle hep en özelsin...
Bazen esen rüzgarlar getirecek kokonu...
Bazen yağan yağmur getirecek gözyaşını...
Bazen doğan güneş getirecek yüreğinin sıcaklığını...
Bazende fırtınalar getirecek yüreğindeki kara bulutları...
Sakın korkma dağılacak kara bulutlar birgün rengarenk gökkuşağı çıkacak...
Her ne olursa olsun seni bu yürekten çıkaramayacağımı biliyorum.
Kimbilir belki bu kalbin ilk ve tek fatihi olarak tahtında oturacaksın...
Belkide kilitli kapılar arkasında kırk kat kitlenmş sandıklarda, sadece ikimizde
saklı olan şifrelerle şifreleyip saklayacağım yüreğimin en kuytu fakat en huzur dolu
sadece tebessümlere, biraz buruk ama nefret içermeyen, sıcak ama yakmayan gözyaşlarımın
gizli olduğu en en değerli köşesine.......
İnsanlar beni yaraladığında, yaşamaktan yorulup sebepsiz kalığımda çekileceğim huzur
köşeme...Belki yaş olup döküleceksin gözlerimden ama asla yakmayacak yaralı yüreğimi...
Süzülüp aktğın her hücreme şifa dağıtacaksın... Dudaklarımda tebessüm olup açacaksın...
Ellerimi açtığımda zikredilmesi vacip olan duam olacaksın...Son nefese kadar...
Afedersin kara atlı prensim sileceğim unutacağım dedim... yalan söyledim özür dilerim...
kızardın özür dilememe son kez özür diliyorum senden unutamam seni...
Hep hatırlanacaksın, unutulamayan olarak kalacaksın...
Bakma öyle, sus artık diyen gözlerle...
Belki sana son yazışım yüreğimi kelepçelediğim gibi belki ellerimede kelepçe takarım...
Sen mutluluğuma engel bariyer değil ancak ve ancak sebep yada destek olabilirsin...
Sen günahlarımın, hatalarımın sebebi, teşviki değil ancak engelleyici, kuvvetli bir
nehyedicisi olabilirsin...
Kaybediyorum seni... Bu kaybediş madden; manen hep yanımda olacaksın en umulmaz anlarda,
en yanlız en çaresiz kaldığım zamanlarda hep yanımda hissedeceğim yüreğini...
SENİ SEVME GEREKÇEM; KAYBETMEMİN GARANTİSİ CANÖZÜM!
Garantinin bedelini ödeme vakti geldi bedeli sensin gözümün feri...
Ömrümden kısacık anların, mutluluk dolup taşan zamanların bedeli çok ağırmış,
sebebini yitirmek varmış sonunda, nihayetinde ayrılık varmış...
Lakin bu ayrılık bu yitiriş bedenlere ait ruhlar hep beraber olacak...
zaten yüreğimizle ruhumuzla sevmemiş miydik?
Yüreğimin ruhumun en ıssız en fakir ama en sıcak en huzur dolu köşesinde saklayacağım seni...
Sense yüreğinden beni attın sansanda en karanlık köşesinde saklanacağım...
Kalbin boşken ortaya çıkacağım, yaşlı gözlerine tebessüm konduracağım...
Kapılarını başka birine açtığında, köşeme çekilip sessizce yok olacağım...
Ellerimi açıp mutluluğun için yalvaracağım...

UNUT BENİ DEMEK KOLAY HADİ KOLAYSA SEN UNUT BENİ UNUTULMAZIM....

GÖZLERİN KAL DİYOR

 

GÖZLERİN KAL DİYOR


BU NASIL AYRILIK BU NASIL VEDA
GÖZLERİN KAL DİYOR DUDAKLARIN GİT
BAKIŞIN ANAHTAR GÖZLERİN KİLİT
ELLERİN AÇ DİYOR DUDAKLARIN GİT

AYRILIK DÖNÜŞÜ OLMAYAN NEHİR
YALNIZLIK YIKILMIŞ BOMBOŞ ŞEHİR
KAÇ SEVDA KÜL OLDU BÖYLE KİMBİLİR
GÖZYAŞIN KAL DİYOR DUDAKLARIN GİT

GİDERSEM BİR DAHA DÖNMEYECEĞİM
KALIRSAM KALBİME YENİLECEĞİM
ÇÖZEMEDİM SENİ DELİRECEĞİM
GÖZLERİN KAL DİYOR DUDAKLARIN GİT

DUVARDAN İNSİN Mİ RESİMLERİMİZ
YABANCI OLSUN MU İSİMLERİMİZ
YA O DELİ DOLU GECELERİMİZ
ANILAR KAL DİYOR DUDAKLARIN GİT

BU ROMANDA BİTER BELKİ BİRAZDAN
NE AŞKLAR YIKILDI GURURDAN NAZDAN
AĞLIYOR BESTELER YİNE HİCAZDAN
ŞARKILAR KAL DİYOR DUDAKLARIN GİT

 

 

SAHUR'DA NE YEMELİ ?

Sahur yemekleri

Sahur yemekleri, oruç tutan kişinin sağlıklı bir gün geçirmesi için hafif ama doyurucu olmalı. Hem ihtiyaç duyulan günlük enerji alınmalı, hem de besinsel değerleri yeterli olmalı. Alınacak sıvı miktarı ve çeşitleri önemli. İşte çorbadan hoşafa sahur sofralarıız için seçtiklerimiz...

Ramazan ayı süresince oruç tutlan 30 gün, sahur ve iftar vakti olmak üzere sadece 2 öğünle geçer. Oruç tutmaya engel herhangi bir sağlık sorunu olmadan oruç tutanların bu 2 öğünü çok dengeli besinler alarak geçirmeleri gerekir. Özellikle günün ikinci yarısında ve iftar saatlerine doğru vücutta hafif bir halsizlik olması kan şekerinin düşmesine bağlanır. Bu nedenle iftar sofrasında boş mideye alınacak yiyecekler kadar sahur sofrasında bulundurulması gereken yiyecekler de önemlidir. Eğer uykudan kalkılıp sahur sofrasına oturulmuşsa ve sahur yemeğinden sonra tekrar uykuya yatılacaksa mideyi ve dolayısıyla da kalbi yormamak gerekir. Sahur sofrasında bir çorba içilip ardından domates, salatalık, mümkünse tuzsuz peynir, reçel veya bal çeşitleriyle kahvaltı yapılabilir.
Yemekle birlikte, gün boyu vücudun ihtiyacını karşılayacak miktarda mutlaka sıvı alınması gerekir. Çay, meyve suyu, kuru meyve ile hazırlanmış hoşaflar veya kompostolar bu ihtiyaca cevap verir. İftar ile sahur arasında geçen süre içinde de bol bol su içilmeli, hafif tatlılar, meyveler yenmeli. Sadece iftar ve sahur saatlerine yüklenilmeden, günlük beslenme dengesi iftar ile sahur saatleri arasında kurulmalıdır.
Sahurda, ağır yağlı yemekler, bol şerbetli hamur tatlıları olmamalı. Bunların yerine zeytinyağlı bir yemek, pilav, yoğurt, makarna, bir parça börekle birlikte bir kase hoşaf veya bir fincan açık çay tercih edilmeli.

Sizin için seçtiklerimiz
Yoğurtlu ezogelin çorbası
Mısır unlu sebze çorbası
Fırında sütlü patates
Vişne kompostosu
Etli pilav
Arpa şehriyeli pilav
Ispanaklı kol böreği
Tül böreği
Harnup şerbeti
Armut kompostosu
9月1日

AŞKIMIN TAHTINA OTURAN,NAZ MAKAMININ EFENDİSİ

 

Aşkımın tahtına oturan, Naz makamının Efendisi!...

Dünya insanının sana muhtaç anları, nisan sabahlarıydı. Olmadığın iklimlerin yağmurları bulanıktı. Ötelerden bir Rahmet düşmüyor, gönül yamaçları baharı bilmiyordu. Kainata teşrifinle gönüller cennet yamaçlarının rengini aldı. Ve hayat çeşmesinin ufukları damla damla görünmeye başladı.


Ne büyük şerefti Seni bilmek!..
.
Seni bize bildiren Rab'be şükürler olsun...

Adını konuşmaya başladığımız zaman öğrendik, ilk ezberlediğimiz belki senin ismindi.
Doğduğun yerin ismini, hicretini ve Rab'bimin izniyle seni himaye eden büyüklerin adlarını...
Sonra mübarek annelerimiz olan zevcelerini ve sana evlat olma şerefine erişen çocuklarını...

Daha biz ufacık bir çocukken, oturmuştun yüreğimizin en güzel yerine...

Ya biz sana lâyık bir ümmet olabilmiş miydik acaba?

Şimdi bu ızdırabı yaşıyorum.
Gönül heybemde gözyaşlarım, yürek tezgahımda işlenen sancılarım ve senden dilendiğim şefaatin var dilimde.
İçim en derin yerinden sızlıyor.
Öyle bir sızı ki, seslendirsem deli divane derler bana.

Ey, kendisine yollanan selâmları işiten vefalı Dost!...

Sana ümmet olmak için seni sevmek yeterse eğer, ben seviyorum.
Elbette Seviyorum...
Nasıl sevmem?
Kalbimin bütün zincirleriyle nasıl bağlanmam sana?
Kimler seni ölesiye sevmedi ki,
Ya Rasulallah?

Hz. Bilal'e kızgın kumlar üzerine dayanma gücü veren, sana olan bağlılığı ve sevgisi değil miydi?
Hz. Ebu Bekir'e, 'anam, babam sana feda olsun Ya Rasulallah!' dedirten şey neydi?
Nasıl sevmem Seni ?
Elbette seviyorum...
Bir ömür boyu...
Daha niceleri Efendim!...

Daha nice kalp seninle, sevginle dolup mübarek olmamış mıydı?
Mübarek sevgin daha nice kalbe ışık olup hayat vermemiş miydi?
Bir güvercin seni korumak adına türlü oyunlar oynamamış mıydı?
İspatlamamış mıydı, sensiz kalan yüreklerin, gözlerin kör olduğunu?
Ve hepsinden önemlisi ,
Cenab-ı Hak sana olan sevgisini, 'Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım' şeklinde ifade etmemiş miydi?

Sevginle doluyum Ya Rasulallah!

Gönlüme hayat, gözlerime ışık olur musun?
Bir hurma kütüğününki kadar olamayan muhabbetimi kabul eder misin?
Sen özümsün, tutkunun oldum,
Ya Rasulallah!

Beni de yoluna düşenlerin içine alır mısın?
Şemsiyende gölgelendirir misin, aşkınla ve hasretinle kavrulmuş gönlümü?
Duy lütfen feryadımı, tut elimden, Ümmetin olmak istiyorum.
Ey özümüze kor düşüren ateşli Gönül!
Biliyor musun, göz pınarlarım çorak çöller gibi, kupkuru.
Gözlerime rahmetinin yağması için yağmurlarına ihtiyacım(ız) var.

Ne olur yağmur gibi yağ üzerimize, çisil çisil...

Yarım kalmış yanımı tamamlayan Sevgili!...

Hüzünlüyüm, ama bir o kadar da umutluyum.
Zamanımız çok çetin, sana çıkan yollar sarp.
Biz gurbette mahsun, gözlerimiz ışığa muhtaç.
Senden uzakta gözlerimiz dolu ve buğulu...
Biz gökte yankılanacak 'taleal bedru'larla kalbimize karışacağın günlerin hasreti içindeyiz.

Ey sevgili, En Sevgili!...
Ey gönüller Fatihi!...
Elimizde bir demet

  seni beklemekteyiz..